Evet, stres ve anksiyete doğrudan baş dönmesine, sersemlik hissine ve denge kaybına yol açar. Psikolojik zorlanmalar, fiziksel sağlığımızı derinden etkileyerek iç kulak ile beyin arasındaki hassas sinyal iletimini anlık olarak dalgalandırır.
Yoğun kaygı dönemlerinde yaşanan bu durum etrafın şiddetle fırıldak gibi dönmesinden ziyade zeminin kayması veya boşlukta yürüme hissi olarak kendini gösterir. Bedenin istemsizce alarm durumuna geçmesi dengemizi sarsar.
Psikolojik baş dönmesi, zihinsel yorgunluğun bedendeki en belirgin dışavurumlarından biridir. Beyin aşırı uyarana maruz kaldığında uzaysal algımız bulanıklaşır ve basitçe ayakta durmak dahi ciddi bir efor gerektiren eyleme dönüşür.
Günlük yaşam koşturmacası içinde biriken ruhsal gerginlikler, sinir sistemimizi yorarak bu sarsıcı bedensel tepkiyi ortaya çıkarır. Dolayısıyla ruh sağlığımız ile fiziksel dengemiz ayrılmaz bir bütün halinde çalışmaktadır.
Stres ve anksiyete gerçekten baş dönmesi yapar mı?
Bedensel tepkilerimiz, karşılaştığımız duygusal zorluklara ve çevresel uyaranlara göre şekillenme eğilimindedir. Vücudumuz kendisini tehlike altında hissettiği durumlarda, bizi korumak adına eski bir savunma mekanizmasını usulca devreye sokar. Yoğun stres, korku veya anksiyete yaşandığında beynimiz bunu bir hayati tehdit gibi görerek otonom sinir sistemini hemen harekete geçirir. Bu durum saniyeler içinde kan basıncının değişmesine, kalp atışlarının hızlanmasına ve adalelerin harekete hazır halde kasılmasına neden olur. Günümüzde modern yaşam içinde bizi strese sokan faktörler genellikle fiziksel bir mücadele veya kaçış gerektirmediğinden, vücudun ürettiği bu yoğun enerji birikerek çeşitli bedensel belirtiler şeklinde dışa vurma eğilimi gösterir. Bu belirtilerin arasında en sık rastlananlardan biri de baş dönmesi, denge kaybı ve sersemlik hissidir. Beyin, temel organlara kan akışını yönlendirmeye çabalarken, iç kulak gibi hassas bölgelerdeki küçük damarlarda değişimler olabilir ve bu da denge hissimizi doğrudan etkileyebilir.
Yoğun kaygı anlarında bedende neler olur da baş dönmesi ortaya çıkar?
İç kulağımız ve buradaki denge labirentlerimiz, vücudumuzdaki oldukça ince ve hassas damar yapıları tarafından beslenmektedir. Bu mikroskobik damarlar, kan akışındaki en ufak dalgalanmalardan bile etkilenebilecek bir yapıdadır. Sürekli hale gelen kronik stres durumlarında vücutta adrenalin ve kortizol salınımı belirgin bir artış gösterir. Bu durum damarlarda genel bir büzüşme yaratarak iç kulağa giden taze kan ve oksijen miktarında azalmaya yol açabilir. Denge organlarındaki reseptör hücreleri alıştıkları düzeyde kan ve oksijen alamadıklarında, işlevlerinde kısa süreli dalgalanmalar yaşanması oldukça olağandır. Beyne giden sinyallerdeki bu geçici kararsızlık durumu kişide tam bir eşya dönmesi olmasa da kafanın içinin anlık olarak boşalması, göz kararması veya saniyelik bir dengesizlik hissi gibi algılanabilir. Bu süreç yapısal bir hasardan ziyade tamamen işlevsel bir değişimdir ve genellikle kalıcı bir iz bırakmadan geçme eğilimindedir.
Hızlı nefes alıp vermek baş dönmesi şikayetlerini nasıl etkiler?
Kaygı ve stres düzeyi yükseldiğinde nefes alışverişimiz çoğu zaman daha yüzeysel, sık ve çok hızlı bir ritme girer. Kişi farkında olmadan gereğinden fazla nefes alıp verdiğinde, kanındaki karbondioksit seviyesinde hızlı düşüşler meydana gelebilir. Karbondioksitin kanda belli bir seviyenin altına inmesi, beyne giden damarların hafifçe daralmasına zemin hazırlayabilir. Beyne ulaşan oksijenli kan miktarındaki bu ufak değişim, beynin enerji sisteminde kısa süreli bir dalgalanma yaratarak kişinin sersemlik veya başta hafiflik hissetmesine neden olabilir. Birçok kişi panik anlarında bu durumu büyük bir fiziksel sorun olarak yorumlayıp daha fazla telaşa kapılabilir.
Bu durumda sıklıkla tarif edilen bedensel hisler şunlardır:
- Sersemlik
- Göz kararması
- Boşluk hissi
- Başta hafiflik
- Bayılma hissi
Boyun ve omuz kaslarındaki gerginlik baş dönmesi hissine yol açabilir mi?
Vücudumuzun boşluktaki konumunu algılama becerisi; gözlerimizden, iç kulağımızdan ve kaslarımızdan gelen verilerin birleştirilmesiyle ince bir ayarda tutulur. Özellikle boyun, sırt ve ense bölgesindeki kaslar, başımızın konumunu beyne anında ileten çok sayıda alıcıya ev sahipliği yapar. Stresli dönemlerde bu kas gruplarında istemsiz kasılmalar ve kalıcı sertlikler gelişebilir. Sertleşen bu adele yapıları, beyne zaman zaman hatalı konum sinyalleri gönderebilir. İç kulağımız tıpkı bir su terazisi gibi beynimize hareketsiz olduğumuzu bildirirken, gergin boyun kasları sanki bir hareket varmış gibi yanlış bir bilgi iletebilir. Beynin bu iki farklı bilgiyi eşleştirmede yaşadığı bu ufak çaplı karmaşa, kişide bir sallantı veya zeminin sünger gibi yaylanması algısını doğurabilir.
Gerçek bir kulak hastalığı ile strese bağlı baş dönmesi arasındaki farklar nelerdir?
Baş dönmesi şikayetlerini yapısal bir iç kulak sorunundan mı yoksa stres kaynaklı işlevsel bir durumdan mı kaynaklandığına göre ayırmak, izlenecek yol açısından oldukça önemlidir. İç kulağı doğrudan etkileyen fiziksel rahatsızlıklarda genellikle etrafınızdaki eşyaların şiddetle ve hızla döndüğü hissi yaşanır. Bu tür durumlar çoğunlukla yataktan kalkarken, eğilirken veya baş ani şekilde çevrildiğinde tetiklenir ve belirli ataklar halinde gelme eğilimindedir. Ancak strese bağlı yaşanan durumlarda bu tarz şiddetli bir eşya dönmesine pek rastlanmaz. Kişi daha çok gün boyu süren, zaman zaman dalgalanan bir dengesizlik ve zemin kayması hisseder. Ayrıca fiziksel sorunlar dinlenmeyle belirgin şekilde hafiflerken, psikolojik kökenli şikayetler kalabalık ortamlarda veya uzun süre ayakta dururken artış gösterebilir.
Strese bağlı durumlarda hastaların en sık dile getirdiği hisler şunlardır:
- Kayma hissi
- Zeminin dalgalanması
- Sersemlik
- Sallantı hissi
- Odaklanma güçlüğü
Persistan Postüral-Algısal Baş Dönmesi (PPPD) ne anlama gelir?
Baş dönmesi, fiziksel tetikleyiciler ve kaygının uzun süre bir arada bulunduğu durumlar bazen Persistan Postüral-Algısal Baş Dönmesi, kısa adıyla PPPD olarak bilinen uzun soluklu bir tabloya evrilebilir. Bu durumu beynin denge filtreleme sistemindeki bir tür hassasiyet artışı veya alışkanlık değişimi olarak düşünebiliriz. Çoğunlukla geçirilen gerçek bir kulak rahatsızlığı, şiddetli bir baş dönmesi atağı veya ağır bir stres döneminin hemen ardından başlayabilir. İlk tetikleyici olay geçse ve dokular toparlansa bile, kaygıya yatkın bireylerde beyin o sarsıcı deneyimin etkisinden kolayca çıkamayabilir ve denge sistemini sürekli bir alarm halinde tutabilir. Aylarca sürebilen bu kronikleşmiş sallantı ve yerin hareket ettiği hissi, kişinin günlük yaşantısını, sosyal aktivitelerini ve iş hayatını oldukça yorucu bir hale getirebilir.
Beynimiz neden normal hareketlerimizi bir baş dönmesi tehlikesi gibi algılar?
Sağlıklı bir insan dümdüz ayakta dururken bile vücudu istemsiz olarak çok küçük milimetrik salınımlar ve ağırlık aktarımları yapar. Genellikle beyin bu doğal hareketleri arka plan gürültüsü olarak değerlendirir, süzer ve bilincimize yansıtmadan kendi içinde dengeler. Fakat kaygı düzeyi yüksek olduğunda veya PPPD gibi durumlar geliştiğinde beynin bu süzgeç görevi gören yapısı her zamankinden daha farklı çalışmaya başlayabilir. Beyin, korumacı bir tutum sergileyerek gövdenin en doğal ve zararsız salınımlarını bile sanki bir düşme tehlikesi gibi yorumlayabilir. Bu algı yanılması karşısında kişi, düşmemek için adımlarını küçültme, bacaklarını kilitli tutma, pelvis bölgesini dondurma ve boynunu kasmak gibi önlemler almaya çalışır. Oysa geliştirilen bu savunma mekanizmaları, doğal yürüme akışını ve bedenin esnekliğini bozduğu için denge sisteminin normalleşmesini daha da geciktirebilir.
Görsel uyaranlara aşırı bağımlılık baş dönmesi ataklarını nasıl tetikler?
İç kulağından veya bedensel algılarından gelen sinyallere güvenmekte zorlanan beyin, dengeyi sağlamak için giderek daha fazla gözlere ve etraftaki nesnelere bel bağlamaya başlar. Çevredeki düz çizgileri, kapı kenarlarını ve ufuk çizgisini sürekli referans alma çabası, görsel bağımlılık olarak isimlendirilir. Ancak bu durum çok fazla görsel hareketliliğin olduğu ortamlarda beynin bilgi işlem kapasitesini oldukça yorabilir. Tıpkı bir aynalar salonunda yürümeye çalışmak gibi, karmaşık desenler veya hızlı hareket eden nesneler görüldüğünde beyin bu yoğun veriyi işlemekte güçlük çeker ve kişide yoğun bir yorgunluk hissiyatı oluşabilir.
Görsel bağımlılığı en çok tetikleyebilecek ortamlar şunlardır:
- Alışveriş merkezleri
- Kalabalık sokaklar
- Market rafları
- Desenli halılar
- Akıllı telefonlar
- Hareketli ekranlar
Psikolojik faktörler baş dönmesi sürecini nasıl daha da zorlaştırır?
Üzerinde durulması gereken noktalardan biri de kişinin hissettiği dengesizlik hissinin şiddetinin, iç kulaktaki olası fiziksel durumla değil olaya yüklenen duygusal anlamla doğrudan ilişkili olabilmesidir. Dengesizlik hissini yaşamı tehdit eden büyük bir tehlike veya çözümsüz bir dert gibi algılamak, bedenin gerginlik düzeyini tırmandırır. “Ya tekrar düşersem”, “ya kalabalıkta yalnızken başım dönerse” gibi haklı ama yorucu düşünceler, kişiyi hareket etmekten ve sosyal ortamlara karışmaktan alıkoyabilir. Bu içe kapanma ve kaçınma davranışları, beynin normal denge sağlama yeteneğini yeniden hatırlamasını yavaşlatabilir ve hareketsizlik, sersemlik hissinin günlük rutine daha da yerleşmesine zemin hazırlayabilir. Moral, doğru bilgi ve destek, bu döngünün kırılmasında her zaman önemli bir yer tutar.
Odyolojik testler baş dönmesi nedenini bulmada nasıl bir rol oynar?
Uzun süren boşluk hissi, başta ağırlık ve sallantı yaşayan kişiler için belirsizlik oldukça yıpratıcı bir süreç olabilir. Altında yatan ciddi bir beyin veya damar hastalığı korkusu stres seviyesini daha da yükselterek şikayetleri tetikleyebilir. Bu aşamada yapılan kapsamlı odyolojik değerlendirmeler, iç kulak ve denge yollarının durumunu son derece detaylıca haritalandırmaya yardımcı olur. Sorunun fiziksel bir doku rahatsızlığı mı yoksa strese bağlı işlevsel bir algı farklılığı mı olduğu bu testlerle büyük ölçüde ayırt edilebilir. Test sonuçlarının olağan sınırda çıkması, hastanın yersiz endişelerini hafifletmek ve sorunun kalıcı bir hücresel hasar olmadığını göstermek açısından hastaya büyük bir rahatlama alanı sağlayabilir.
Videonistagmografi (VNG) testi baş dönmesi teşhisinde neleri ölçer?
İç kulağımız ile göz kaslarımız arasında mükemmel işleyen özel bir refleks bağı bulunur; başımızı sağa veya sola çevirdiğimizde gözlerimizin hedeften kopmamasını, dengemizi kaybetmememizi sağlayan sistem temel olarak budur. VNG testi, göz hareketlerinin hassas bir şekilde incelenmesine olanak tanır. Hastaya takılan özel kameralı bir gözlük sayesinde, tamamen karanlık bir ortamda ekrandaki hareketli noktalar takip edilirken gözlerin ufak sıçrama hareketleri bilgisayar ortamında değerlendirilir. Ayrıca dış kulak yoluna hafifçe ılık ve serin hava veya su verilerek iç kulaktaki denge merkezlerinin bu ısı değişimine verdiği doğal tepkiler ölçülür.
Bu değerlendirme sürecinde incelenen unsurlar şunlardır:
- Göz kasları
- Takip refleksleri
- İç kulak
- Denge sinirleri
- Beyin sapı
Video Baş İtme Testi (vHIT) baş dönmesi değerlendirmesine ne katar?
Günlük hayatın olağan akışında başımızı aniden bir sese veya nesneye doğru çevirdiğimizde etrafı bulanık görmeyiz. İç kulağımızdaki yarım daire kanalları, gözlerimizi zıt yönde ve aynı hızda düzeltme görevini üstlenir. Video Baş İtme Testi, bu çok hızlı tepki süresini ölçmek amacıyla kullanılır. Kişinin başı odyolog tarafından çok kısa ve ani hareketlerle çevrilirken yüksek hızlı sistemler göz bebeklerinin uyumunu milisaniyeler içinde kaydeder. Strese bağlı sersemlik ve fonksiyonel durumlarda iç kulağın hız algılama becerisi genellikle normal değerlerinde seyreder. Bu tür bir sonuç, yaşanan dengesizliğin kulaktaki anatomik bir eksiklikten ziyade, sinyallerin beyinde yorumlanma şeklinden kaynaklanabileceğini düşündürür.
Bilgisayarlı Dinamik Postürografi ile Denge Stratejilerinin Değerlendirilmesi Nasıl yapılır, Ne incelenir?
Sadece iç kulak veya göz hareketlerini değerlendiren testler, kişinin günlük yaşamda dengesini nasıl koruduğunu her zaman bütünüyle göstermez. Bilgisayarlı Dinamik Postürografi, denge sistemini bir bütün olarak değerlendirerek kişinin farklı koşullarda postürünü nasıl kontrol ettiğini ortaya koymaya yardımcı olur.
Dinamik postürografi sistemlerinin statik sitemlere göre çok önemli üstünlükleri vardır. Dinamik sistemlerde kişi, vücut salınımlarını hassas biçimde ölçen ve test koşullarına göre hareket edebilen bir platform üzerinde değerlendirilir. Test sırasında gözlerin açık veya kapalı olması, görsel çevrenin değiştirilmesi ve platformun hareket ettirilmesi gibi farklı koşullar oluşturulur. Böylece beynin dengeyi sağlamak için üç temel duyusal kaynaktan gelen bilgileri nasıl kullandığı incelenir:
- Görsel sistem: Çevreden ve gözlerden gelen görsel bilgiler
- Vestibüler sistem: İç kulaktaki denge organlarından gelen bilgiler
- Somatosensoriyel sistem: Ayak tabanı, kas ve eklemlerden vücudun konumu ve hareketi hakkında gelen bilgiler
Normal koşullarda beyin bu üç kaynaktan gelen bilgileri sürekli karşılaştırır ve bulunduğumuz ortama göre en güvenilir olanlara daha fazla ağırlık verir. Örneğin zemin hareket ettiğinde somatosensoriyel bilgi, gözler kapatıldığında ise görsel bilgi daha az güvenilir hâle gelir. Dinamik postürografi, kişinin değişen koşullara uyum sağlayıp sağlayamadığını ve denge kontrolünde belirli bir duyusal sisteme aşırı bağımlılık gösterip göstermediğini objektif olarak değerlendirmeye yardımcı olur.
Bu değerlendirme özellikle sallantı hissi, kronik dengesizlik, görsel ortamlarda artan baş dönmesi ve hareketle ortaya çıkan güvensizlik hissi yaşayan kişilerde denge stratejisinin anlaşılmasına ve kişiye özgü vestibüler rehabilitasyon programının planlanmasına katkı sağlar.
Odyologlar strese bağlı baş dönmesi durumunda nasıl bir terapi uygular?
Fiziksel bir hücresel hasar dışlanıp sorunun yoğun stres, kaygı veya PPPD kökenli işlevsel bir durum olduğu anlaşıldığında, ağır ilaçlardan ziyade kişiye özel terapi yöntemleri devreye girer. Bu noktada Vestibüler Rehabilitasyon Terapisi oldukça değerlidir. Bu terapi, beynin esneklik, yeniden şekillenme ve öğrenme kapasitesine dayanarak planlanır. Temel amaç beyne unutmaya yüz tuttuğu o rahat ve doğal denge alışkanlıklarını yeniden hatırlatmak ve hastanın geliştirdiği aşırı korumacı hareket modellerini yavaş yavaş esnetmektir. Kişinin şikayetlerine, yaşam tarzına ve test sonuçlarına göre hazırlanan özel hareket eğitimleriyle, denge sisteminin normalleşmesi hedeflenir.
Görsel alışma (habituasyon) egzersizleri baş dönmesi hissini azaltmaya nasıl yardımcı olur?
Kaygı kökenli sersemlik yaşayan bireylerin günlük hayatta en çok zorlandığı konulardan biri karmaşık ortamlardaki görsel yorgunluk ve bunalımdır. Alışma, diğer adıyla habitüasyon egzersizleri, beynin bu tür karmaşık ortamlara verdiği abartılı tepkiyi azaltmayı amaçlar. Hastalar, kontrollü, güvenli ve sakin bir ortamda bu tür rahatsız edici görsel uyaranlara yavaş yavaş maruz bırakılır.
Bu alışma sürecinde genellikle kullanılan yöntemler şunlardır:
- Kontrol edilebilir takip yazılımları
- Optokinetik videolar
- Sanal gerçeklik
- Işık sistemleri
- Desenli panolar
- Çizgili zeminler
Düzenli ve disiplinli tekrarlarla beyin, önceleri tehdit olarak algıladığı bu karışık görüntülere karşı daha sakin kalmayı ve verileri daha iyi filtrelemeyi öğrenebilir. Böylece alışveriş merkezlerinde geçirilen zaman çok daha rahat hale gelebilir.
Göz ve baş koordinasyonunu sağlayan egzersizler baş dönmesi için neden önemlidir?
Başımızı çevirdiğimiz anlarda etrafın kısa süreliğine geride kaldığı, bir tür görüntü kayması yaşandığı hissi, göz ve baş uyumunun biraz daha desteklenmesi gerektiğine işaret edebilir. Adaptasyon egzersizleri, bu koordinasyonu iyileştirmek ve pekiştirmek için kurgulanır. Göz hizasındaki sabit bir noktaya odaklanarak bakarken başın belli ritimlerle sağa sola veya yukarı aşağı hareket ettirilmesi bu egzersizlerin temelini oluşturur. Başlangıçta sakin ritimlerle yapılan bu çalışmalar haftalar içinde hastanın durumuna göre biraz daha hızlandırılarak beynin hareket esnasında bile etrafı net görebilme yeteneğini pekiştirmesine yardımcı olabilir. Böylece hareketli dış ortamlarda denge daha iyi sağlanabilir.
Denge ve duruş eğitimleri baş dönmesi hissini yenmekte nasıl kullanılır?
Sürekli bir sarsılma veya düşme kaygısı yaşayan kişiler, bedensel olarak kendilerini güvende hissetmek için boyunlarını kilitler ve adımlarını oldukça sert atarak yürürler. Postüral duruş eğitimleri, bu katılaşmış yürüyüş biçimini yumuşatmayı, pelvisin hareketliliğini sağlamayı ve bedenin doğal esnekliğini geri kazandırmayı amaçlar. Hastaların düz zeminlere olan aşırı bağımlılığını kırmak için farklı yüzey dokuları kullanılarak beynin iç kulak sinyallerine olan güveni yeniden inşa edilmeye çalışılır.
Duruş çalışmalarında faydalanılan yüzey türleri şunlardır:
- Sünger minderler
- Köpük pedler
- Denge tahtaları
- Yastıklar
- Hareketli platformlar
Bu çalışmalar sayesinde kişi, hareketlerini her saniye kontrol etme ihtiyacından uzaklaşarak daha rahat, doğal ve akıcı bir yürüme alışkanlığına dönebilir.
Strese bağlı baş dönmesi tedavisinde neden uzun süreli ilaçlar pek önerilmez?
Sersemlik, sallantı ve yerin kayması hissi yaşandığında doğal olarak kişi hızlı bir rahatlama arayışına girer. İç kulağı veya merkezi sinir sistemini baskılayan bazı ilaçlar bu noktada kısa süreliğine bir ferahlık veya uyku hali verebilir. Ancak haftalar veya aylar süren uzun soluklu süreçlerde bu tür ilaçların kesintisiz kullanımı, beynin uyum sağlama ve doğal yollarla öğrenme becerisini yavaşlatabilir. Beyin, denge sistemindeki değişiklikleri açıkça hissedebilmeli ki bunlara karşı uygun bir iyileşme stratejisi geliştirebilsin. İlaçlar bu sinyalleri sürekli baskıladığında, sorun kalıcı olarak çözülmek yerine sadece geçici bir süreliğine hafifletilmiş olur ve ilaç bırakıldığında eski şikayetler benzer veya daha yoğun şekilde geri dönebilir. Bu yüzden rehabilitasyon odaklı doğal bir toparlanma süreci her zaman çok daha kalıcı ve destekleyici bulunabilir.
Farklı uzmanlık dallarının bir arada çalışması baş dönmesi çözümüne nasıl katkı sağlar?
Baş dönmesi ve kronik sersemlik, hem zihinsel hemde bedensel sistemlerin birbirini çok yakından etkilediği bir süreç olduğu için konuya her zaman geniş bir çerçeveden bakmak gerekir. Sorunun tek bir organla sınırlı kalmaması, farklı uzmanların bilgi birikimlerini ve güçlerini birleştirmesini önemli kılar. Fiziksel hastalıkların detaylıca dışlanması, rehabilitasyon sürecinin titizlikle planlanması ve ruhsal durumun dengelenmesi için ortak bir çaba yürütülür.
Bu iş birliği sürecine katılan başlıca alanlar şunlardır:
- Odyoloji
- Kulak burun boğaz
- Nöroloji
- Psikiyatri
Bazı durumlarda kaygı ve stres seviyesi, hastanın egzersiz yapmasını bile engelleyecek kadar yüksek olabilir. Böyle zamanlarda uzmanlardan alınacak psikolojik danışmanlık veya kısa süreli medikal desteklerle kaygıyı yatıştırmak, hastanın odyolojik rehabilitasyon programına uyumunu artırarak iyileşme sürecinin daha verimli geçmesini sağlayabilir.
Rehabilitasyon süreci sonunda baş dönmesi yaşayan kişilerin hayatında neler değişebilir?
Aylarca devam eden sallantı hissi, dışarı çıkma korkusu, sürekli bir yere tutunma ihtiyacı ve anlaşılamama duygusu bireyin günlük yaşantısını ve moralini oldukça gölgeleyebilir. Bütün kan tahlilleri veya görüntüleme sonuçları normal çıktığında, hissedilen bunca şeyin sadece psikolojik bir kuruntu olduğunun düşünülmesi hastaları yalnızlığa sürükleyebilir. Ancak stres kaynaklı dengesizlikler bedenimizin verdiği çok somut, yorucu ve gerçek tepkilerdir; sadece sorunun kaynağı organdaki bir bozulmada değil sistemin sinyalleri işleme biçimindedir. Beynimizin uyum sağlama, kendini yeniden şekillendirme ve kötü alışkanlıkları unutma yeteneği tahmin edilenden çok daha güçlüdür.
Yapılacak güvenilir testler ve sonrasında uzman rehberliğinde başlanacak özenli bir vestibüler rehabilitasyon süreci, zaman içinde sabırla ilerleyerek olumlu sonuçlar verebilir. İlk haftalarda başlanan egzersizler biraz efor gerektirse de duyarlılık yavaş yavaş azalma eğilimi gösterir. Zihnin ve bedenin uyumlanmasıyla birlikte adımlara olan eski güvenin yerine gelmesi, market rafları veya kalabalık alanlardaki o bunaltıcı sersemlik hissinin hafiflemesi, bireyin sosyal hayata ve işine dönüşünü kolaylaştırır. Uygun yönlendirmeler, doğru egzersizler ve kişinin kendi iyileşmesine katılımıyla birlikte o beklenen sağlam zemini tekrar ayakların altında hissetmek, daha özgür ve bağımsız bir hayata adım atmak kesinlikle ulaşılabilir bir hedeftir. Burada önemli olan bedeni dinlemek, doğru adımları izlemek ve sürecin doğal akışına güvenmektir.

1982 yılında Çanakkale’de doğan Odyolog Emel Uğur, işitme ve denge sağlığı alanındaki akademik ve klinik çalışmalarıyla Türkiye’de öne çıkan uzmanlardan biridir. Meslek hayatına İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde başlamış, burada 15 yıl boyunca pediatrik odyoloji, otolojik hastalıklar ve vestibüler sistem bozuklukları üzerine yoğunlaşmıştır. 2015 yılından bu yana Acıbadem Sağlık Grubu bünyesinde görev yapmakta, çalışmalarını Acıbadem Altunizade Hastanesi ve Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi çatısı altında sürdürmektedir.
İstanbul Aydın Üniversitesi Odyoloji Doktora Programı mezunu olan Odyolog Uğur, tezinde EEG ve sanal gerçeklik teknolojilerini kullanarak hareket hastalığının beyin haritalandırmasını incelemiştir. Akademik olarak Acıbadem Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Odyometri Programı Başkanı ve öğretim üyesi olarak görev yapmakta, odyoloji eğitimine ve bilimsel üretime önemli katkılar sunmaktadır.
Klinik ve bilimsel ilgi alanları arasında vestibüler rehabilitasyon, sanal gerçeklik tabanlı denge terapileri, pediatrik odyoloji, işitme kayıpları ve yaşlı bireylerde bilişsel-vestibüler işlevler yer almaktadır. Auris Nasus Larynx, Frontiers ve Journal of Audiology and Otology gibi uluslararası dergilerde yayımlanan makaleleri ve kitap bölümleriyle odyoloji alanında bilimsel gelişime yön veren isimlerden biridir.

İstanbul'daki Kliniğimizin Konumu