Uzun süre kulaklık takmak, işitme sağlığı açısından ciddi riskler oluşturur. Yüksek sesle ve uzun süre müzik dinlemek, işitme hücrelerinde geri dönüşümsüz hasara yol açarak kalıcı işitme kaybına neden olabilir.
Kulak içi kulaklıkların uzun süreli kullanımı, dış kulak yolunda tahriş ve enfeksiyon riskini artırır. Hava geçişinin sınırlanması, bakteri ve mantar üremesi için uygun ortam sağlar. Bu durum kulak sağlığını olumsuz etkiler.
Kulaklık kullanımı sırasında dış ortam seslerinin engellenmesi, dikkat dağınıklığı ve kazalara yol açabilir. Özellikle trafikte kulaklık takmak, çevresel uyarıların algılanmasını engelleyerek ciddi güvenlik riskleri doğurur.
Kulak sağlığını korumak için kulaklık kullanım süresinin sınırlanması, ses seviyesinin düşük tutulması ve hijyen kurallarına dikkat edilmesi önerilir. Düzenli işitme kontrolleri, erken dönemde olası hasarların saptanmasına yardımcı olur.
Kulaklık Takmanın Uzun Süreli Zararları İşitme Sağlığı Üzerinde Nasıl Etki Eder?
Kulaklığınızı uzun süre kulağınızda tuttuğunuzda, dışarıdaki ses dünyasıyla aranıza kalın bir perde çekmiş olursunuz. Bu durum müziğin ya da dinlediğiniz içeriğin kalitesini artırıyor gibi görünse de kulaklarınızın doğal dengesini etkileyebilir. Nasıl mı? Kulaklarımız tıpkı bir kapı gibi düşünülmelidir: Dışarıdan gelen seslerin belli bir düzeyde içeri girmesine izin verir, içerideki fazla basıncı veya rahatsız edici titreşimleri ise atmaya çalışır. Kulaklıklar özellikle de “kulak içi” (in-ear) olan modeller, bu kapıyı neredeyse tamamen kapatır ve havalanmayı engeller.
İç kulağımızda yer alan ve işitmenin merkez üssü sayılabilecek koklea (cochlea), üzerinde ince, narin saç hücreleri barındırır. Bu hücreler, ses dalgalarını elektrik sinyallerine çevirerek beynimize aktarır. Uzun süre yüksek sese maruz kaldıklarında, bu hücreler adeta bir fırtınadan sonra eğilen, kırılan buğday tarlası misali zarar görür. Çoğu zaman da bir daha toparlanamazlar. Sonuç mu? Zaman içinde sağlıklı işitme kapasitesini kaybetmeye ve çınlama hissetmeye başlarsınız.
Uzun süre yüksek sesli kulaklık kullanan kişiler, normalden daha yüksek seviyede seslere alışırlar. Gündelik yaşamda etraftaki sesleri duymakta zorluk çekebilirler. Bu da ileride işitsel yorgunluğa bağlı “Ben eskisi kadar iyi duymuyorum.” şikâyetlerini beraberinde getirir. Aslında bu kulaklarımızın bize sessiz sedasız haykırdığı bir alarmdır.
Başta hafif bir uğultu, geçici bir tıkanma hissi veya kısa süreli çınlama şeklinde kendini gösteren problemler, zamanla kalıcı işitme kaybına gidebilecek yola taş döşeyebilir. Araştırmalar, gün içinde üç saatten fazla kulaklık kullanan kişilerin hatırı sayılır bir kısmında (yaklaşık %34 gibi) belirgin işitme kaybı raporlandığını gösteriyor. Elbette bu rakamlar kişiden kişiye ve kullanılan kulaklığın ses seviyesine göre değişir ama eğilim ortada.
Kulak sağlığında pek çok sorun ani ağrılar veya çok bariz belirtilerle açığa çıkmaz. Özellikle gürültüye bağlı hasar uzun yıllara yayılan bir süreçte gelişir. Bazen kişi, işitme kaybının başladığını ancak sesleri ayırt etmekte zorlandığında veya bir ortam gürültülü olduğunda insanları anlamakta güçlük çektiğinde fark eder. İşte bu noktada uzman muayenesi sıklıkla “iç kulakta hasar var” sonucu verebilir.
Uzun Süre Kulaklık Takmak Gürültüye Bağlı İşitme Kaybına Neden Olabilir Mi?
Gürültüye bağlı işitme kaybı (Noise-Induced Hearing Loss, NIHL), ismi çok havalı görünse de aslında günlük hayatta sıkça karşılaşabileceğimiz bir durum. Örneğin sürekli inşaat gürültüsü olan bir mahallede yaşadığınızda kulağınız nasıl rahatsız oluyorsa, benzer durum yüksek seste kulaklık kullanımında da ortaya çıkar. Yani gürültünün kaynağı ister devasa bir matkap olsun isterse sevdiğiniz şarkıyı dinlediğiniz kulaklıklarınız, sonuç kulağınız açısından benzer olabilir.
Pek çok araştırma, uzun süre 85 dB üzerindeki seslere maruz kalmanın işitme sağlığı üzerinde risk oluşturduğunu belirtiyor. Bu rakam günlük yaşamda çok basitçe, orta derecede yüksek bir müziğe denk gelebilir. İşin püf noktası, kulaklık üreticilerinin çoğunun 75-105 dB aralığına kadar çıkabilen ses düzeylerine izin vermesidir. Yani elinizdeki cihazı, “son ses” açmanız durumunda 85 dB’nin çok üstüne çıkma ihtimaliniz yüksek.
Kısa süreli yüksek sesler de risklidir ancak saatlerce kulaklıkla müzik dinliyorsanız ve ses düzeyi yüksekse risk katlanarak artar. Bu durum tıpkı güneş altında uzun süre kalmanın cildinizi yakması gibi düşünülebilir. Birkaç dakika şiddetli güneş ışığı size zarar vermez ama aynı ışığa saatlerce maruz kalırsanız cildinizde ciddi hasar oluşur.
Gürültüye bağlı işitme kaybı genellikle yavaş ilerler. Bu sebeple kişi, sorununu ne yazık ki geç fark eder. İlk başta yalnızca belli frekanslarda duyma kaybı yaşanır; örneğin kalabalık bir ortamda konuşmaları ayırt etmek zorlaşır. Zamanla bu etki genişler ve günlük konuşma frekanslarını da etkilemeye başlar.
Kulaklığı sık kullananlar arasında yapılan araştırmalar, %34’e varan oranda işitme kaybı yaşandığını belirtirken, özellikle gençlerde kulaklıkla müzik dinleme oranı arttıkça bu rakamın da yükseldiği gözleniyor. Öğrenciler arasında yapılan bir çalışmada %36.06’lık bir kesimde işitme bozuklukları raporlandığı belirtiliyor. Bu da bizlere, kulaklığın sıklık ve ses seviyesi arttıkça kulak sağlığının risk altına girebileceğini gösteriyor.
Uzun Süre Kulaklık Takmak Şiddetli Çınlayan Ses (Tinnitus) Nasıl Tetikler?
Tinnitus, ya da halk arasında bilinen adıyla kulak çınlaması, hiç durmadan kulaklarınızda çınlayan, uğuldayan veya bazen vızıldayan bir ses hissidir. Bunun kısa süreli olanına hepimiz zaman zaman maruz kalmışızdır. Örneğin yüksek sesli bir konserde birkaç saat geçirdikten sonra eve döndüğümüzde kulağımız “zınnn” diye çınlar. Genelde ertesi güne geçtiğini fark ederiz. Peki ya bu ses hiç geçmezse?
Tinnitus, kulak için adeta bir alarm sistemi gibi çalışır. Yüksek sesten zarar gören saç hücreleri veya işitme sinirlerinde meydana gelen sorunlar, “hasar” sinyalleri üretir. Beyin, bu sinyalleri bazen ses olarak algılar ve ortaya çınlama çıkar. Kısacası yüksek sesli kulaklık kullanımı, bu alarm sistemini yanlışlıkla kalıcı olarak devreye sokabilir.
Bazı araştırmalar, günde bir saatten fazla kulaklıkla yüksek sesli müzik dinleyenlerin tinnitus riskinin, dinlemeyenlere göre 1,3 kat daha fazla olduğunu gösteriyor. Ayrıca bazı çalışmalarda, kulaklık kullananların yaklaşık %35’inde çınlama şikâyeti tespit edildiği raporlanmış. Tinnitusun şiddeti kişiden kişiye değişebilir; bazıları için yalnızca hafif bir uğultu iken, kimileri bu sese konsantre olmakta zorlandığı için günlük işlerini bile yapamayacak hâle gelebiliyor.
Yüksek ses sonrası oluşan çınlama ilk başlarda geçici olabilir. Ancak aynı alışkanlık devam ettikçe, kulak iyileşme şansını yitirir ve çınlama kalıcı hâle gelebilir. Özellikle genç yaşta bu sese maruz kalmaya başlayan kişilerde, ilerleyen dönemde daha belirgin işitme sorunları ortaya çıkma olasılığı artar.
Tinnitus sadece kulakta fiziksel bir hasarı göstermez, aynı zamanda kişide strese de yol açar. Çünkü sürekli bir ses duymak sinir bozucu olabilir. Bu durum kişinin uyku düzenini, konsantrasyonunu ve ruh hâlini de etkiler. Günlük hayat kalitesinin düşmesi, beraberinde kaygı bozukluğu gibi ek sorunları getirebilir.
Uzun Süre Kulaklık Takmanın Kulak Enfeksiyonları Açısından Zararları Nelerdir?
Kulaklık kullanırken en çok göz ardı edilen konulardan biri de kulak enfeksiyonlarıdır. Pek çoğumuzun aklına, “Kulaklığı taktım, müzik dinliyorum; bunun mikroplarla ne ilgisi var ki?” sorusu gelebilir. Ama işin aslı, uzun süre kulaklık takmak, kulak kanalında küçük bir “sera etkisi” oluşturarak bakteri ve mantarların bayılacağı bir ortam yaratabilir.
Kulak kanalı, doğal hâlinde bile az da olsa nemlidir. Kulaklık, özellikle kulak içi (in-ear) modeller, kanalı hava akışına kapatır ve içerideki nemi hapseder. Tıpkı bir sera gibi sıcak ve nemli bir ortam oluşur. Mikroorganizmalar, özellikle bakteriler ve mantarlar, bu koşullarda hızla çoğalma eğilimi gösterir.
Uzun süre takılan kulaklık, kulak kanalının hassas cildini tahriş edebilir. Kimi zaman fark etmesek de kulak kanalında minik çizikler ve tahriş alanları oluşur. Bu ufak yaralar bakteriler için ideal bir giriş kapısıdır. Kulaklık yüzeyinin yeterince temizlenmemesi de bu riski katlar.
Uzun süre kulaklığın çıkarılmaması, kulak kirinin (buşon) daha da derine itilmesine ve birikmesine neden olabilir. Sertleşen kulak kiri, hem kulak kanalını tıkar hem de orada üreyen bakterileri hapsederek iltihaplanma riskini artırır. Kulak tıkacı gibi davranan bu kompakt kütle, zamanla ağrıya, akıntıya ve duymada azalmaya yol açabilir.
Bazıları kulaklıklarını aile bireyleri veya arkadaşlarıyla paylaşabiliyor. Ortak kullanımlar, mikropların doğrudan kulaktan kulağa taşınması anlamına gelir. Ayrıca kulaklığı düzenli temizlememek ve hijyenine dikkat etmemek de enfeksiyon riskini önemli ölçüde artırır.
Uzun Süre Kulaklık Takmak Fazla Kulak Kiri Birikimini Artırır Mı?
Kulak kiri (serumen ya da buşon), kulağımızın doğal savunma mekanizmalarından biridir. Görevi, kulak kanalını nemli tutmak, toz ve bakteri gibi yabancı maddeleri yakalayıp vücudun dışına doğru atmaktır. Ancak kulaklığı uzun süre takmak, bu doğal temizlik sürecine çomak sokabilir.
Normal şartlar altında çiğneme, konuşma gibi çene hareketleri, kulağın içindeki kiri yavaş yavaş dışarı yönlendirir. Kulaklık sürekli takılı olduğunda ise bu dışarıya yolculuk kesintiye uğrar. Kiri dışarı iten mekanizmalar çalışsa bile kulaklık bir “kapı” gibi engel oluşturur.
Özellikle kulak içi modeller, kulağın iç bölümüne kadar girdikleri için oradaki kiri iterek daha derine sıkıştırabilir. Üst üste sıkışan kulak kiri zamanla sertleşir ve “buşon” dediğimiz tıkaç hâline gelir. Bu tıkaç bazen ciddi derecede işitme kaybı yaratacak boyutlara ulaşabilir.
Kulak kiri bakterileri tutarak onları etkisiz hâle getirmeye yardımcı olur. Fakat kulaklıklar, sürekli kullanımda kulak içini nemli tutarak, bakterilerin bu bölgede daha rahat yaşamasına sebep olur. Kirin yapısı bozulduğunda ve kulak havalanamadığında, bu savunma sistemi de sarsılır.
Pek çok kişi, kulak kirinden rahatsız olup pamuklu çubuklar veya benzeri aletlerle kulağını temizlemeye çalışır. Bu çoğu zaman kiri daha da derine iterek tabloyu ağırlaştırır. Uzun süre kulaklık takan kişilerde bu tip müdahalelerin sayısı da artar; çünkü içeride rahatsız edici bir tıkanma hissi belirebilir.
Uzun Süre Kulaklık Takmanın İç Kulak Hasarıyla İlgili Zararları Nelerdir?
Dış kulak, kulak kepçesi ve kulak kanalı gibi bölümler, sesin ilk karşılandığı yerlerdir. Ancak işitme asıl olarak iç kulakta, yani koklea dediğimiz salyangoz şeklindeki organda gerçekleşir. Bu bölge, hassas saç hücreleri ve işitme sinirlerinin bulunduğu, işitmenin “merkezi” olarak nitelendirebileceğimiz bir alandır. Peki, uzun süre kulaklık kullanımı iç kulakta nasıl sorunlar yaratabilir?
Yüksek seste ve uzun süreli kulaklık kullanımı, kokleadaki saç hücrelerinde kalıcı hasara yol açabilir. Bu hücreler kendilerini yenileyemezler. Yani bir bakıma, çim sahada ezilen çimlerin geri kalkamaması gibi düşünebilirsiniz. Kökten hasar gören saç hücresi bir daha işlevine geri dönmez.
Ses, kokleadaki saç hücreleri aracılığıyla işitme sinirine iletilir. Aşırı ses seviyesi, sadece saç hücrelerini değil bu sinirlerin bağlantı noktalarını da etkileyerek “sinaptopati” adı verilen bir duruma neden olabilir. Bu özellikle gürültülü ortamlarda konuşulanları ayırt etmede zorluk şeklinde ortaya çıkan ve başlangıçta fark edilmeyebilen bir hasar türüdür.
Uzun süre boyunca yüksek ses, iç kulakta sürekli bir uyarı oluşturur. Bu uyarı, yalnızca işitme hücrelerini değil iç kulaktaki sıvı dengesi ve damar yapısını da etkiler. Kimi zaman çınlama, uğultu veya basınç hissi gibi belirtilerle başlar. Zamanla kalıcı duyma azlığına dönüşebilir.
Kulak içi hasar çoğu zaman sinsi ilerler. İnsanlar sıklıkla, “Ben her şeyi duyuyorum aslında, ama gürültülü ortamlarda konuşmaları seçemiyorum” şeklinde şikâyet eder. Bu iç kulak hasarının erken habercisi olabilir. Gerekli önlemler alınmazsa, ilerleyen aşamalarda daha bariz işitme kayıplarına evrilir.
Uzun Süre Kulaklık Takmak Kulak Yorgunluğu ve Rahatsızlığa Neden Olur Mu?
Bazen uzun süre bir şeyle uğraştığınızda hem zihinsel hem de bedensel bir yorgunluk hissedersiniz. Kulaklık için de benzer bir durum geçerli: “Dinleme yorgunluğu” veya “kulak yorgunluğu” olarak adlandırılan bir durum ortaya çıkabilir. Peki bu tam olarak nedir ve nasıl gelişir?
Beynimiz, işitme organımızdan gelen sinyalleri devamlı olarak yorumlar. Yüksek sesli veya sürekli müzikle uyarılan beyin, zamanla yorulur ve konsantrasyon bozukluğu, baş ağrısı, hatta huzursuzluk hissi görülebilir. Bu durum bir nevi “aşırı çalışma” hâlidir.
Kulak üstü (over-ear) veya kulak içi (in-ear) modellerin uzun süreli kullanımı, kulak kepçesi ve çevresindeki dokularda baskı oluşturabilir. Bu baskı, kan dolaşımını azaltarak kulakta uyuşma, ağrı veya sıcaklık hissi yaratabilir. Kulak içi modellerde, kanal bölgesinde sürtünme ve tahrişe de rastlanır.
Kulakların bir süre sonra terlemesi, kaşıntı ve rahatsızlık hissini de beraberinde getirir. Özellikle yaz aylarında veya spor yaparken kulaklık kullandığınızda hava akımı kesildiği için bölge sıcak ve nemli hâle gelir. Bu da sadece bakteri ve mantar oluşumu açısından değil konfor açısından da sıkıntılıdır.
İlginç bir nokta da kulaklık uzun süre takıldıkça kişi ortama uyum sağlayıp sesi daha da açmaya meyilli olabilir. “Zaten biraz önce de aynı seste dinliyordum” diye düşünüp ses düzeyini fark etmeden yukarı çekersiniz. Sonuçta beyin ve kulaklar daha da yorulur ve bu kısır döngü yorgunluk hissini katlar.
Uzun Süre Kulaklık Takmak Kulaklarda Bakteri Gelişimini Nasıl Teşvik Eder?
Kulaklarımız, dış ortamdan alınan bakteri ve virüs gibi etkenlere karşı aslında korunaklı bir sisteme sahiptir. Ancak uzun süre takılan kulaklıklar, bu korunaklı yapıyı bir nevi ‘kapalı kutuya’ dönüştürür. Peki bu tam olarak nasıl olur?
Bakteriler için ideal üreme ortamı; oksijenin kısıtlı olduğu, sıcak ve nemli bölgelerdir. Uzun süre kulaklıkla kapatılan kulak kanalı da tam olarak bu tarife uyar. Ter, yağ ve kulak kiri gibi doğal salgılarla birleştiğinde bakteri kolonileri için kaçınılmaz bir üreme alanı oluşur.
Kulaklık başlıkları, özellikle plastik veya silikon malzemelerden yapıldığı için zamanla üzerinde ter, toz ve cilt döküntüleri biriktirir. Bu yüzeylerde bakteri ve mantarlar rahatlıkla barınabilir, hatta “biofilm” adı verilen korunmuş yaşam alanları oluşturabilir. Böylece her tekrar kullanımda kulağa yeniden bulaşma riski doğar.
Kulakta zaten hafif bir tahriş veya çizik varsa, uzun süreli kulaklık kullanımıyla bakteri sayısı artar ve bu bölgelere yerleşerek iltihaplanmalara neden olabilir. Orta kulak iltihabı, dış kulak yolu iltihabı gibi rahatsızlıklar bu sürecin sonunda gelişebilir.
Aynı kulaklığı başka birisiyle paylaşmak, iki farklı mikrobiyomun birbirine karışmasına yol açar. Aynı zamanda karşınızdaki kişinin bakteri ya da mantarlarını kendi kulağınıza taşıma riskiniz vardır. Bu nedenle eğer kulaklık paylaşımı yapılacaksa mutlaka silme mendilleri veya dezenfektanlar kullanılmalı, mümkünse her kullanımdan önce kulaklık yüzeyleri temizlenmelidir.
Yüksek Sesle Uzun Süre Kulaklık Takmanın Zararları Nelerdir?
Yüksek sesle müzik dinlemek bazen keyfi ikiye katlar; şarkının ritmini kalbinizde hissedersiniz, kendinizi dünyanın geri kalanından soyutlayıp o âna odaklanırsınız. Ancak bu keyfin bedeli bazen ağır olabilir. Peki uzun süre yüksek seste müzik dinlemek, kulaklarımızda ne gibi tahribatlara yol açar?
İşitme sistemimizin dayanabildiği bir ses eşiği vardır. Bu eşiğin üzerinde uzun süre kalmak, saç hücrelerine zarar vererek kalıcı işitme kaybına sebep olabilir. Özellikle kulaklığı gün içinde saatlerce kullanan kişiler, farkında olmadan bu eşiği sürekli aşabilir.
Kulaklıklar bazen ani ses patlamalarına maruz kalabilir. Örneğin telefonunuzda bir bildirim sesi aniden maksimum seviyeye ayarlanmışsa, bu birkaç saniyelik şok bile iç kulakta travmaya yol açabilir. Bu durum kısa vadede çınlama, uzun vadede ise daha büyük hasarlar doğurabilir.
Yüksek seste kulaklık kullananların en sık karşılaştığı durumlardan biri de tinnitus. Şiddetli çınlama nöbetleri yaşayıp ardından kulak çınlamasının kalıcı hâle gelmesi mümkün. Ayrıca yüksek sese alışan kulaklar, günlük hayatta orta seviyedeki sesleri bile rahatsız edici bulabilir. Bu durum sosyal ortamlarda fazladan strese neden olur.
Kulak sağlığı açısından pek çok uzman, “60/60 kuralı”nı önerir: Müzik dinlerken ses seviyenizi maksimumun %60’ında tutmak ve 60 dakikada bir mola vermek. Ne var ki yüksek ses tercih edenler bu kuralı genelde ihlal eder. Sonucunda da kulakta yorgunluk, çınlama ve ilerleyen yıllarda işitme testlerinde “kimsenin duymadığı halde sizin duyamadığınız frekanslar” çıkar.
Uzun Süre Kulaklık Takmanın Genellikle Fark Edilmeyen Uzun Vadeli Riskleri Var mıdır?
Pek çok kişi için kulaklık kullanımı gündelik bir alışkanlıktan ibarettir. “Ben gençken çok yüksek sesle dinlerdim, şimdi bir şeyim yok” diyenlere de rastlarız. Ancak gerçek şu ki kulakla ilgili bazı zararlar, erken dönemde belirti vermeden sessiz sedasız ilerleyebilir. Peki, bu “gizli” riskler nelerdir?
Gürültüye bağlı işitme kaybı genelde ani değildir. Kişi, yıllar içerisinde farkında olmadan belli frekansları duymamaya başlar. İlk etapta duyduğu eksiklik günlük yaşantısını pek etkilemez. Ama ileride arkadaşlarıyla bir kafede sohbet ederken sürekli “Efendim? Bir daha söyler misin?” dediğini fark eder.
İşitme kaybı fark edildikçe, kişilerde içe kapanma veya sosyal ortamlardan kaçınma eğilimi görülebilir. Çünkü iletişim kurmak, söylenenleri anlamak zorlaşır. Bu da özgüven düşüşüne, zamanla depresyona kadar varabilen sosyal sorunlara kapı aralayabilir.
Araştırmalar, iyi duymayan kişilerin beyindeki işitmeden sorumlu kısımlarında “kullan ya da kaybet” misali küçülme (atrofi) gözlenebileceğini öne sürüyor. Aynı zamanda, kulak sağlığı ile bilişsel fonksiyonlar arasında bağlantı olduğuna dair çalışmalar var. Uzun vadede dikkatsizlik, hafıza problemleri gibi dolaylı etkilerle de karşılaşmak mümkün.
Bakteri üremesi, mantar enfeksiyonları gibi konular başta ufak kaşıntılar veya hafif tahrişlerle başlayabilir. Kişi bunu “Şimdi geçer” diye geçiştirir. Oysa uzun süre tedbirsiz devam edildiğinde bu tahrişler kronik hâl alabilir, kulak kanalında ciddi iltihaplanmalara neden olabilir.
Kimyasal malzemeler veya ucuz plastikler, hassas cilt yapısına sahip bazı insanlarda alerjik reaksiyona yol açabilir. Kaşıntı, kızarıklık ve kulakta pullanmalar bazen kulaklıkla temaslı bölgeyle sınırlı kalsa da kronik hâlde cilt bariyerini bozabilir.

1982 yılında Çanakkale’de doğan Odyolog Emel Uğur, işitme ve denge sağlığı alanındaki akademik ve klinik çalışmalarıyla Türkiye’de öne çıkan uzmanlardan biridir. Meslek hayatına İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde başlamış, burada 15 yıl boyunca pediatrik odyoloji, otolojik hastalıklar ve vestibüler sistem bozuklukları üzerine yoğunlaşmıştır. 2015 yılından bu yana Acıbadem Sağlık Grubu bünyesinde görev yapmakta, çalışmalarını Acıbadem Altunizade Hastanesi ve Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi çatısı altında sürdürmektedir.
İstanbul Aydın Üniversitesi Odyoloji Doktora Programı mezunu olan Odyolog Uğur, tezinde EEG ve sanal gerçeklik teknolojilerini kullanarak hareket hastalığının beyin haritalandırmasını incelemiştir. Akademik olarak Acıbadem Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Odyometri Programı Başkanı ve öğretim üyesi olarak görev yapmakta, odyoloji eğitimine ve bilimsel üretime önemli katkılar sunmaktadır.
Klinik ve bilimsel ilgi alanları arasında vestibüler rehabilitasyon, sanal gerçeklik tabanlı denge terapileri, pediatrik odyoloji, işitme kayıpları ve yaşlı bireylerde bilişsel-vestibüler işlevler yer almaktadır. Auris Nasus Larynx, Frontiers ve Journal of Audiology and Otology gibi uluslararası dergilerde yayımlanan makaleleri ve kitap bölümleriyle odyoloji alanında bilimsel gelişime yön veren isimlerden biridir.

İstanbul'daki Kliniğimizin Konumu