Uzun süre akıllı telefona ve bilgisayar ekranına bakmak baş dönmesi, sersemlik ve dengesizlik yapar. Gözlerimiz sabit bir noktaya kilitlenirken dijital içeriklerin hızla akması, beynimizin hareket algısını doğrudan bozarak bu şikayetleri tetikler.
Günlük yaşantımızda elimizden düşürmediğimiz bu cihazlar, sinir sistemimiz üzerinde gizli bir yorgunluk oluşturur. Saatlerce süren kesintisiz odaklanma, vücudumuzun doğal duruşunu ve uzaysal yönelimini derinden etkiler.
Ekran başından kalktığınızda hissettiğiniz boşlukta yürüme hissi, sallanma veya mide bulantısı basit bir göz yorgunluğundan ibaret değildir. Bu belirtiler merkezi sinir sisteminin maruz kaldığı yoğun görsel uyaranlara verdiği tepkidir.
Hareketsiz kaldığımız saatler arttıkça, dijital dünyanın bu yorucu etkileri günlük yaşam kalitemizi düşürür. Sağlıklı bir denge algısı için teknolojiyle kurduğumuz fiziksel teması yeniden düzenlemek oldukça önemlidir.
Telefon ve Ekran Karşısında Vücudumuz Denge Sistemini Nasıl Ayarlamaya Çalışır?
İnsan vücudunda dengenin sağlanması, oldukça karmaşık ve birbiriyle sürekli iletişim halinde olan üç ana sistemin ortak çalışmasıyla mümkün olmaktadır. Bu sistemi devasa bir senfoni orkestrasına benzetmek yerinde bir yaklaşım olabilir; orkestranın her bir üyesinin aynı notayı, aynı ritimle çalması gerekir. Denge orkestramızın ilk ve belki de en hassas üyesi, iç kulağımızda yer alan vestibüler sistemdir. Bu bölgede yer alan yarım daire kanalları ve denge kristalleri, başımızın sağa, sola, yukarı veya aşağı yaptığı en ufak bir hareketi bile anında algılayarak beyne iletmekle görevlidir. İç kulağımız, adeta içimizde taşıdığımız biyolojik bir su terazisi gibi çalışarak yerçekimine karşı konumumuzu belirler.
Orkestranın ikinci önemli üyesi ise görme sistemimizdir. Gözlerimiz, çevremizdeki ufuk çizgisini, nesnelerin bize olan uzaklığını ve hareket yönümüzü sürekli olarak tarayarak beyne anlık fotoğraflar ve videolar gönderir. Üçüncü üye ise proprioseptif sistem olarak adlandırdığımız; boyun, sırt, bacak kaslarımızda ve eklemlerimizde bulunan, bedenimizin zeminle olan temasını ve uzuvlarımızın birbirine olan pozisyonunu algılayan derin duyu ağıdır. Ayak tabanlarımız yeri hissettiğinde veya boyun kaslarımız başımızı dik tuttuğunda, bu sistem beyne “şu an güvendeyiz ve ayaktayız” mesajını iletir.
Sağlıklı bir insanda beyin sapı ve beyincik, bu üç farklı kaynaktan gelen verileri saniyenin binde biri gibi bir hızla karşılaştırır. Veriler birbirini doğruluyorsa kendimizi dengede ve güvende hissederiz. Ancak saatlerce bir akıllı telefon veya tablet ekranına baktığımızda, orkestranın uyumu büyük ölçüde bozulmaya başlar. Ekrandaki dinamik görüntüler, hızla kaydırılan sosyal medya sayfaları veya aksiyon dolu videolar, gözlerden beyne “çok hızlı hareket ediyoruz” mesajının gitmesine neden olur. Oysa o sırada boyun kaslarımız ve iç kulağımız beyne “hayır, yumuşak bir koltukta tamamen hareketsiz oturuyoruz” bilgisini göndermektedir. Beyin, bu çelişkili mesajları anlamlandırmakta zorlanır ve ortaya çıkan bu derin duyusal karmaşa, kendini sersemlik, dengesizlik ve baş dönmesi olarak gösterir.
Ekrana Bakarken Neden Siber Hastalık Kaynaklı Baş Dönmesi Yaşanır?
Günlük hayatta akıllı telefonlarda sosyal medya hesaplarını hızla aşağı doğru kaydırırken, üç boyutlu grafiklere sahip oyunlar oynarken veya hareketli animasyonlar izlerken beynin en derin merkezlerinde büyük bir kafa karışıklığı meydana gelir. Gözlerimizin içine yansıyan bu optik akış, merkezi sinir sistemine çevrenin büyük bir hızla değiştiği izlenimini verir. İnsan beyni, evrimsel gelişim süreci boyunca gördüğü hareket ile bedeninin hissettiği hareketin eşleşmesine programlanmıştır. Koştuğumuzda hem gözlerimiz etrafın hızla geçtiğini görür hem de iç kulağımız bu ivmelenmeyi hisseder.
Fakat dijital ekranların karşısında bu doğal yasa çiğnenir. Duyusal çatışma mekanizması olarak adlandırılan bu durumda beyin sapı, gelen bu zıt sinyalleri bir tehlike sinyali olarak yorumlama eğilimindedir. Beynin savunma mekanizmaları devreye girerek, vücudun zehirlendiği veya halüsinasyon gördüğü gibi bir algı oluşturabilir. Çünkü doğada, iç kulağın sabit kalıp gözlerin dünyayı dönüyor veya kayıyor gibi görmesi, genellikle tüketilen toksik bir maddenin sinir sistemini etkilemesiyle ortaya çıkan bir durumdur. Beyin bu duruma otonom sinir sistemini alarma geçirerek yanıt verir. Bu alarm durumu sonucunda kişi kendini bir gemi yolculuğundaymış veya fırtınalı bir denizdeymiş gibi hissetmeye başlar.
Siber hastalık durumunda ortaya çıkan yaygın belirtiler şunlardır:
- Bulantı
- Sersemlik
- Terleme
- Baş ağrısı
- Dengesizlik
- Yorgunluk
Bu belirtiler genellikle ekran kullanımı bırakıldıktan sonra da bir süre devam etme eğilimi gösterir. Çünkü beynin bu yanlış alarm durumundan çıkıp yeniden sakinleşmesi ve eski doğal denge ritmine dönmesi saatler alabilmektedir.
Telefon Kullanırken Boyun Duruşumuz Baş Dönmesi Hissini Nasıl Etkiler?
Akıllı telefon ve tablet ekranlarına bağlı sersemlik hissinin arka planında yer alan bir diğer büyük etken ise boyun omurgasına binen biyomekanik yüktür. Çevrenize baktığınızda insanların büyük bir çoğunluğunun cihazlarını göğüs veya bel hizasında tutarak, başlarını oldukça dik bir açıyla öne doğru eğdiklerini görebilirsiniz. Boyun bölgemiz, vücudumuzda başın uzaydaki konumunu beyne bildiren reseptörlerin en yoğun olarak bulunduğu, son derece stratejik bir anatomik kavşaktır.
Yetişkin bir insanın başı, nötral pozisyondayken yani, tam karşıya bakarken omurgaya ortalama dört ila beş kilo arasında bir ağırlık aktarır. Ancak telefon ekranına bakmak amacıyla başımızı sadece on beş derece öne eğdiğimizde, yerçekiminin de etkisiyle boyun omurlarımıza ve kaslarımıza binen bu yük on iki kilo civarına kadar çıkabilir. Açı otuz veya kırk beş derecelere ulaştığında ise boynumuzun taşımak zorunda kaldığı ağırlık çok daha ürkütücü boyutlara ulaşır. Literatürde genellikle mesaj boynu sendromu olarak bilinen bu kronik duruş bozukluğu, ensenin hemen altındaki kaslarda ve üst boyun eklemlerinde derin bir strese yol açar.
Bu aşırı gerilim ve kas spazmları, boyundaki hassas pozisyon algılayıcı reseptörlerin sıkışmasına neden olur. Sıkışan bu reseptörler, beyne başın konumu hakkında hatalı ve düzensiz elektriksel sinyaller göndermeye başlar. İç kulağınız ve gözleriniz ne kadar sağlıklı olursa olsun, boyundan gelen bu parazitli ve hatalı sinyaller, beynin denge merkezlerinde ciddi bir uyumsuzluğa yol açar. Sonuç olarak kişi; boyun sertliği ve ense ağrısıyla birlikte özellikle başını çevirdiği anlarda aniden ortaya çıkan, yerin ayağının altından kaydığı hissini yoğun bir şekilde yaşamaya başlar.
Telefon ve Ekran Işığı Hangi Baş Dönmesi Hastalıklarını Tetikleyebilir?
Dijital ekranlara uzun süre maruz kalmak tek bir tip rahatsızlık yaratmaz; aksine kişinin genetik yatkınlıklarına ve altta yatan subklinik durumlarına göre birbirinden farklı denge bozukluklarını gün yüzüne çıkarabilir. Ekran ışığının, titreşimlerin ve hızlı görsel akışın provokatör rol oynadığı durumları iyi ayırt etmek, doğru bir yaklaşım sergilemek açısından oldukça önemlidir.
Sık karşılaşılan klinik durumlar şunlardır:
- Siber hastalık
- Vestibüler migren
- Servikojenik baş dönmesi
- Görsel vertigo
- Algısal baş dönmesi
Vestibüler migren, ekran ışığına ve hareketlerine en fazla tepki veren rahatsızlıkların başında gelir. Migren genellikle sadece tek taraflı şiddetli baş ağrısı olarak bilinse de aslında beynin denge merkezlerini de yoğun şekilde etkileyen karmaşık bir nörolojik tablodur. Ekranlardaki gözle görülmeyen ince titreşimler, yüksek oranda yayılan mavi ışık ve yüksek kontrastlı renk geçişleri, beyindeki trigeminal sinir ağını aşırı uyarır. Bu aşırı uyarılma sonucunda kişi sadece baş ağrısı çekmez; aynı zamanda ışığa tahammülsüzlük, sese karşı aşırı hassasiyet ve beraberinde ataklar halinde gelen şiddetli baş dönmesi yaşar.
Postüral algısal baş dönmesi ise aylarca sürebilen, hastanın sürekli olarak bir teknede sallanıyormuş hissi yaşadığı kronik bir durumdur. Bu hastaların denge sistemleri aşırı uyarılmaya karşı oldukça savunmasızdır. Sosyal medyada hızlıca akan bir video veya karmaşık desenli bir internet sitesi, beyin sapındaki filtreleme mekanizmalarını aşırı zorlayarak kişideki o kronik sallantı hissini arttırır. Ekran başından kalktıktan sonra bile kişinin dengesini toparlaması uzun zaman alabilir.
Geçmeyen Sersemlik Hissinde Ekran ve Görsel Vertigo İlişkisi Nasıldır?
Hayatının bir döneminde şiddetli bir kulak kristali oynaması veya iç kulak siniri iltihabı gibi ciddi bir vestibüler kriz yaşamış bireylerde, ekran karşısında yaşanan şikayetlerin çok daha ağır bir boyuta taşındığı gözlemlenmektedir. Bu kişilerin iç kulaklarındaki temel problem zamanla iyileşmiş olsa bile, beyin o kriz döneminde dengeyi sağlamak için geliştirdiği acil durum planını terk edemeyebilir. İç kulağa olan güvenini yitiren beyin, dengeyi sağlamak için neredeyse tüm sorumluluğu görsel sisteme, yani gözlere yükler.
Bu duruma görsel bağımlılık adı verilmektedir. Denge için tamamen gözlerine bel bağlayan bir beyin, çevredeki en ufak bir hareketliliği bile abartılı bir şekilde algılar. Günlük hayatta market koridorlarında dolaşmak, desenli bir halıya bakmak veya kalabalık bir caddede yürümek bu kişiler için oldukça zorlayıcıdır. Aynı mantıkla, bir akıllı telefon veya bilgisayar ekranındaki en ufak bir kaydırma hareketi, bu kişilerde devasa bir dalga etkisi yaratır. Görsel çevrenin hareketine aşırı duyarlı hale gelen sistem, ekrandaki dinamik içerikleri kaldıramaz ve kişide terleme, kalp çarpıntısı, anksiyete ve zemin kayması hissiyle seyreden görsel vertigo atakları başlar.
Ekran Kaynaklı Baş Dönmesi Şikayetlerinde Hangi Testler Uygulanır?
Ekran kullanımı sırasında ortaya çıkan dengesizlik şikayetlerinin kaynağını bulmak, günümüzde gelişmiş teknolojik cihazlar sayesinde oldukça detaylı bir şekilde yapılabilmektedir. Klinikteki odyolojik değerlendirme süreci, sadece hastanın hikayesini dinlemekten ibaret değildir; göz reflekslerinden iç kulaktaki mikroskobik organların durumuna kadar geniş bir yelpazede tarama yapılır. Amaç denge zincirindeki o zayıf halkayı objektif olarak tespit etmektir.
Sürecin ilk aşamasında, beynin görsel hareketleri ne kadar iyi takip edebildiğini anlamak için özel kızılötesi kameralara sahip gözlükler kullanılır. Bu gözlükler hastaya takıldıktan sonra, hastadan karşıdaki bir ekranda beliren hareketli hedefleri gözleriyle takip etmesi istenir. Sakkad (aralıklı takip) ve pursuit (kesintisiz takip) olarak bilinen bu testlerde, beynin göz kaslarını ne kadar sarsıntısız ve düzgün kontrol edebildiği incelenir. Ekran sersemliği yaşayan birçok kişide, beynin bu hızlı görsel geçişleri yakalamada yetersiz kaldığı gözlemlenebilmektedir.
Ardından, baş hareketleri ile göz hareketleri arasındaki o kusursuza yakın uyumu test eden baş çevirme testlerine geçilir. Hasta duvardaki sabit bir noktaya odaklanırken, uzman kişinin başını çok hafif ama çok hızlı ve ani hareketlerle sağa, sola, yukarı veya aşağı çevirir. Yüksek hızlı kameralar, baş çevrildiği anda gözün hedefte kalıp kalamadığını, kayma olup olmadığını ölçer. Bu test, iç kulağımızdaki o mikroskobik yarım daire kanallarının her birinin görevini ne derece yerine getirebildiğini çok net bir şekilde ortaya koyar.
Bilgisayarlı dinamik postürografi ise ekran baş dönmelerinin teşhisinde oldukça değerli bir diğer yöntemdir. Hasta, güvenlik amaçlı askılar takılarak etrafı görsel bir kabinle çevrili hareketli bir zemin üzerine veya bizim klinimizdeki gibi sanal gerçeklik sistemine alınır. Bu cihazlar, beynin görsel, iç kulak ve kas sistemlerinden gelen verileri nasıl kullandığını çok detaylı bir şekilde raporlar.
Test edilen temel sistemler şunlardır:
- Görsel sistem
- Vestibüler sistem
- Proprioseptif sistem
Örneğin testin bir aşamasında zemin sabitken etraftaki duvarlar hareket ettirilir. Bu durum kişinin sosyal medyada ekranı hızla kaydırırken yaşadığı görsel illüzyonu simüle eder. Eğer hasta bu görsel karmaşa karşısında dengeyi kaybedip fazlaca sallanıyorsa, beynin dışarıdan gelen hatalı görsel sinyalleri filtrelemekte zorlandığı ve ekran baş dönmesine oldukça yatkın olduğu saptanmış olur. Ayrıca boyun ve göz kaslarına bağlanan küçük elektrotlarla kulağa verilen ritmik seslerin yarattığı refleksler de ölçülerek, yerçekimi algısındaki en ufak bir sapma dahi kayıt altına alınabilmektedir.
Telefon Kullanımına Bağlı Baş Dönmesi Tedavisinde Hangi Yöntemler Kullanılır?
Ekranlara bağlı olarak gelişen baş dönmesi ve sersemlik tablolarının tedavisinde, sorunun temelinde yatan duyusal uyumsuzluğu onarmak hedeflenir. Çoğu durumda uzun süreli ilaç kullanımı, beynin kendi kendini iyileştirme ve adapte olma kapasitesini baskılayabildiği için pek tercih edilmez. Bunun yerine, alanında uzman kişilerin rehberliğinde uygulanan ve beynin denge algısını yeniden eğitmeyi amaçlayan vestibüler rehabilitasyon programlarına ağırlık verilir. Bu süreç oldukça aktif, aşamalı ve tamamen kişinin kendi ihtiyaçlarına göre şekillendirilen bir nörolojik antrenman sürecidir.
Tedavinin en önemli adımlarından biri, beyni kendisini rahatsız eden o görsel uyaranlara karşı kontrollü bir şekilde duyarsızlaştırmaktır. Optokinetik alışma olarak bilinen bu yöntemde hasta güvenli bir klinik ortamında büyük ekranların karşısına oturtulur. Karşısında sürekli akan karmaşık desenler, şeritler veya sanal gerçeklik gözlükleriyle sunulan hareketli pazar yeri, süpermarket koridoru gibi görüntüler oynatılır. Başlangıçta bu görüntüler kişide sersemlik yaratabilir. Ancak beyin, oldukça düşük dozlarda başlayan ve haftalar içinde giderek dozu artırılan bu maruziyet sayesinde, söz konusu hareketlerin gerçek bir tehlike olmadığını öğrenir. Zamanla, beyindeki o alarm zilleri susar ve kişi akıllı telefonunu veya bilgisayarını hiçbir rahatsızlık hissetmeden kullanabilir hale gelir.
Gözlerin ve başın birlikte uyum içinde çalışmasını artırmak için bakış stabilizasyonu egzersizleri devreye sokulur. Kişiden, elinde tuttuğu küçük bir hedefe veya duvardaki bir harfe gözlerini kilitlemesi istenir. Gözler hedeften hiç ayrılmazken, baş belirli bir ritimle sağa ve sola veya aşağı ve yukarı hareket ettirilir. Bu egzersiz, hareket anında retinanın üzerinde görüntünün kaymasını engeller. Bu refleks güçlendiğinde, kişi yolda yürürken telefonuna baktığında veya başını çevirerek ekrandaki bir metni okuduğunda o bulanıklaşma ve dalgalanma hissi büyük oranda ortadan kalkar.
Aşırı görsel bağımlılığı kırmak için ise duyusal ağırlıklandırma çalışmaları yapılır. Hasta yumuşak sünger zeminler üzerinde veya hareketli denge tahtalarında gözleri kapalı bir şekilde durmaya çalışır. Gözler kapalı olduğu için beyin denge sağlamak amacıyla mecburen iç kulağa ve ayak tabanlarındaki hislere odaklanmak zorunda kalır. Bu sayede merkezi sinir sistemi, sadece görsel dünyaya güvenmek yerine iç kulağın rehberliğini yeniden hatırlayarak çok daha sağlam bir denge altyapısı kurar.
Günlük Yaşamda Telefon ve Ekran Kullanırken Baş Dönmesi Yaşamamak İçin Neler Yapılabilir?
Klinikte elde edilen rehabilitasyon başarılarının kalıcı olabilmesi, büyük ölçüde evde ve iş yerinde uygulanacak doğru alışkanlıklara bağlıdır. Boyun duruşunu ve gözlerin çalışma mesafesini düzeltmek, beynin denge merkezlerine giden yükü büyük oranda hafifletecektir. Telefon ve tablet kullanırken boynun aşağı doğru eğilmesini engellemek için ekranın göz hizasına yakın bir seviyede tutulması, kolları destekleyecek yastıklar kullanılması oldukça faydalı bir başlangıçtır.
Uzun süreli ekran maruziyetinde göz kaslarının ve beynin hareket algısının dinlenebilmesi için uygulanabilecek en etkili yöntemlerden biri, belirli aralıklarla sistemin sıfırlanmasına olanak tanımaktır. Gözler sürekli yakın mesafedeki hareketli bir alana odaklandığında vestibüler sistem yorulma eğilimi gösterir.
Uygulanabilecek bazı basit adımlar şunlardır:
- Göz hizasında kullanım
- Düzenli molalar
- Boyun esnetme
- Ekran parlaklığını azaltma
- Mavi ışık filtresi
Özellikle yirmi dakikalık bir ekran kullanımının ardından, en az yirmi saniye boyunca oldukça uzak bir noktaya, örneğin pencereden dışarıdaki bir ağaca veya ufuk çizgisine odaklanmak, göz kaslarındaki spazmı büyük oranda gevşetir. Bu kısa eylem, beynin derinlik algısını tazeleyerek o yoğun optik akışın yarattığı baskıyı kırar, şikayetleri azaltır.
Aynı zamanda boyun ve omuz bölgesinde biriken gerginliği atmak için gün içinde yapılacak yavaş ve kontrollü boyun esnetme hareketleri, kaslarda sıkışan reseptörlerin rahatlamasını sağlar. Ekranın parlaklığının ortam ışığına uygun ayarlanması, yüksek kontrast içeren titreşimli videoların uzun süre izlenmesinden kaçınılması, özellikle vestibüler migren eğilimi olan bireyler için koruyucu nitelik taşır. Sersemlik ve sallanma hissinin sıradan bir yorgunluk belirtisi olmadığını, vücudun denge sisteminin aşırı yük altında kaldığını gösteren bir sinyal olduğunu unutmamak gerekir. Doğru yönlendirmeler ve alınacak basit tedbirlerle, dijital teknolojilerin sunduğu imkanlardan herhangi bir sağlık endişesi yaşamadan faydalanmak yüksek oranda mümkündür. Eğitilmiş bir denge sistemi, çevresel uyaranlarla çok daha iyi başa çıkabilir ve kişinin yaşam kalitesini belirgin şekilde yükseltir.

1982 yılında Çanakkale’de doğan Odyolog Emel Uğur, işitme ve denge sağlığı alanındaki akademik ve klinik çalışmalarıyla Türkiye’de öne çıkan uzmanlardan biridir. Meslek hayatına İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde başlamış, burada 15 yıl boyunca pediatrik odyoloji, otolojik hastalıklar ve vestibüler sistem bozuklukları üzerine yoğunlaşmıştır. 2015 yılından bu yana Acıbadem Sağlık Grubu bünyesinde görev yapmakta, çalışmalarını Acıbadem Altunizade Hastanesi ve Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi çatısı altında sürdürmektedir.
İstanbul Aydın Üniversitesi Odyoloji Doktora Programı mezunu olan Odyolog Uğur, tezinde EEG ve sanal gerçeklik teknolojilerini kullanarak hareket hastalığının beyin haritalandırmasını incelemiştir. Akademik olarak Acıbadem Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Odyometri Programı Başkanı ve öğretim üyesi olarak görev yapmakta, odyoloji eğitimine ve bilimsel üretime önemli katkılar sunmaktadır.
Klinik ve bilimsel ilgi alanları arasında vestibüler rehabilitasyon, sanal gerçeklik tabanlı denge terapileri, pediatrik odyoloji, işitme kayıpları ve yaşlı bireylerde bilişsel-vestibüler işlevler yer almaktadır. Auris Nasus Larynx, Frontiers ve Journal of Audiology and Otology gibi uluslararası dergilerde yayımlanan makaleleri ve kitap bölümleriyle odyoloji alanında bilimsel gelişime yön veren isimlerden biridir.

İstanbul'daki Kliniğimizin Konumu