İşitme cihazlarındaki en yeni teknolojiler; yapay zeka destekli çevre analizi, derin sinir ağları (DNN), Bluetooth LE Audio, Auracast yayın sistemleri, biyometrik sağlık sensörleri, Ear ID güvenlik donanımları, mikroskobik MEMS bileşenleri ve şarj edilebilir lityum-iyon bataryalardır. Günümüzün modern odyoloji uygulamaları, sesi sadece yükselten basit elektronik devreleri tamamen geride bırakmıştır. Artık insan beyninin doğal duyma yeteneğini kopyalayan, kalabalık ortamlardaki zihinsel yorgunluğu ortadan kaldıran ve çevresel akustik değişikliklere saliseler içinde uyum sağlayan akıllı giyilebilir asistanlar kullanılmaktadır. Bu üst düzey dijital evrim, işitme kaybı yaşayan bireylerin sosyal hayata bağımsız, özgüvenli ve kesintisiz bir şekilde katılmasını sağlayan kusursuz bir konfor alanı yaratmaktadır.
Yapay Zeka İşitme Cihazlarında Nasıl Bir Rol Üstleniyor?
Uzun yıllar boyunca dijital işitme cihazlarının çalışma prensibi nispeten basitti. Bu cihazlar, önceden programlanmış statik kurallara göre çalışmaktaydı. Sessiz bir odaya girdiğinizde belirli bir ayar, gürültülü bir sokağa çıktığınızda ise yine önceden belirlenmiş ve pek de esnek olmayan başka bir ayar devreye girerdi. Ancak gerçek dünya, önceden tahmin edilemeyecek kadar karmaşık, sürprizlerle dolu ve sürekli değişkendir. Bir an sessiz bir kütüphanede otururken, saniyeler sonra yanınızdan gürültülü bir ambulans geçebilir veya aniden rüzgar esmeye başlayabilir. İşte tam bu noktada yapay zeka ve makine öğrenimi teknolojileri, işitme cihazlarının sinyal işleme kapasitesinde tamamen yeni bir sayfa açmıştır.
Yeni nesil sistemlerin içindeki akıllı çipler, karşılaştıkları çevresel sesleri anlık olarak dinleme, öğrenme ve bu seslere eşzamanlı olarak adapte olma yeteneği sergiler. İşitme cihazı, kullanıcının girdiği her yeni ortamı saniyede yüzlerce kez tarayarak ortamın adeta görünmez bir akustik haritasını çıkarır. Bu sayede cihaz, çevredeki seslerin niteliğini anında sınıflandırabilir ve her bir sese farklı bir müdahale stratejisi geliştirebilir. Bu teknolojinin en büyük avantajı, cihazın zamanla kullanıcının günlük alışkanlıklarını öğrenmesi ve gün içinde sürekli cihazın düğmeleriyle oynayıp sesi açma veya kısma ihtiyacını tamamen ortadan kaldırmasıdır. Cihazınız, sizin yerinize düşünür ve en ideal dinleme ortamını otomatik olarak hazırlar.
Yapay zekanın saniyeler içinde analiz edip sınıflandırdığı bazı çevresel sesler şunlardır:
- Rüzgar
- Trafik
- Müzik
- Yankı
- Uğultu
Derin Sinir Ağları Bize Gürültülü Ortamlarda Nasıl Yardımcı Olur?
Kalabalık bir restoranda yemek yerken, yankılı bir salonda toplantı yaparken veya düğün gibi gürültülü bir ortamda karşınızdaki kişiyi anlamaya çalışırken yaşanan zorluk, işitme kaybı olan bireylerin en çok şikayet ettiği konudur. İnsan beyni, “kokteyl partisi etkisi” adı verilen bir yetenek sayesinde gürültü içinde tek bir sese odaklanabilir, ancak işitme kaybı yaşandığında beyin bu filtreleme işlemini yapmakta aşırı zorlanır. Bu durum kişinin konuşulanları kaçırmasına ve kendini konuşmadan çekmesine yol açar. Gelişmiş teknolojilerin kalbinde yer alan Derin Sinir Ağları, beynin bu zorlandığı noktada devreye girerek dışarıdan bir destek ünitesi gibi çalışır.
Derin Sinir Ağları, laboratuvar ortamında milyonlarca farklı gerçek hayat ses senaryosu dinletilerek özel olarak eğitilmiş çok katmanlı algoritmalardır. Bir insan beyninin sesleri nasıl ayırt ettiğini kusursuz bir şekilde taklit eden bu sistemler, duyulan sesi sadece inceliğine veya yüksekliğine göre değil sesin dokusu ve bağlamı üzerinden derinlemesine analiz eder. Örneğin arka plandaki klima uğultusunu, tabak çanak seslerini veya yan masadaki konuşmaları algılar ve bunları nazikçe baskılar. Aynı anda, doğrudan karşınızda duran ve sizinle konuşan kişinin sesini cımbızla çeker gibi alıp netleştirerek kulağınıza en doğal haliyle iletir. Bu eşsiz teknolojinin bireylerin hayatına kattığı en büyük değer, dinleme çabasını devasa oranda düşürmesidir. İnsanlar sesleri anlamlandırabilmek için beyinlerini normalden çok daha fazla yorduklarında, günün sonunda ciddi bir zihinsel tükenmişlik hissi yaşarlar. Derin Sinir Ağları, beynin yapması gereken bu yorucu ve karmaşık ayrıştırma işini üstlenerek bilişsel yorgunluğu önler.
Gürültülü ortamlarda yaşanan ve teknolojiyle aşılan temel sorunlar şunlardır:
- Zihinsel yorgunluk
- Odaklanma zorluğu
- Sosyal izolasyon
- Stres
- Özgüven kaybı
İşitme Cihazlarında Kullanıcı Odaklı Kişiselleştirme Mümkün müdür?
Her insanın duyma hissi, sesleri algılama biçimi ve akustik konfor arayışı parmak izi kadar benzersizdir. Klinik ortamlarda ne kadar hassas ve dikkatli bir ayar yapılırsa yapılsın, dışarıdaki gerçek dünyanın karmaşık ses ortamı her zaman değişkenlik gösterir. Sessiz bir klinikte mükemmel gelen bir ayar, trafiğin yoğun olduğu bir caddede aynı konforu sağlamayabilir. Modern teknolojiler, yapay zekayı doğrudan kullanıcının kendi kontrolüne sunarak, kişiselleştirilmiş bir işitme deneyimini gerçeğe dönüştürmektedir.
Akıllı telefonlara kolayca indirilebilen uygulamalar sayesinde çalışan sistemler, kullanıcıya bulunduğu o anki ortamda farklı ses profilleri sunar. Siz karmaşık bir ortamdayken, uygulama ekranında karşınıza çıkan basit bir arayüz üzerinden iki farklı ses seçeneği dinletilir ve hangisinin daha net hissettirdiği sorulur. Kullanıcı, tamamen kendi algısına göre bu karşılaştırmayı yaparak tercihini belirler. Sistem, yapılan bu geri bildirimleri anında işler, o anki spesifik ihtiyacı öğrenir ve sesi saliseler içinde optimize eder. Üstelik bu sıradan bir ayar değildir; yapay zeka bir süre sonra kişinin hangi ortamlarda hangi tonlamaları ve ses seviyelerini sevdiğini ezberler. Daha sonra benzer akustik özelliklere sahip yeni bir ortama girildiğinde, cihaz o sevilen ayara otomatik olarak geçiş yapar. Bu durum kişinin cihazını tam anlamıyla benimsemesini sağlar ve cihazın kontrolünün tamamen kendi elinde olduğu hissini güçlendirir.
Kişiselleştirme sürecinin aşamaları şunlardır:
- Uygulama bağlantısı
- Çevresel analiz
- Ses karşılaştırması
- Otomatik optimizasyon
- Kalıcı öğrenme
Bluetooth LE Audio Yeni Nesil İşitme Cihazlarına Hangi Özellikleri Kazandırıyor?
İçinde bulunduğumuz modern çağda akıllı telefonlar, akıllı televizyonlar ve bilgisayarlarla sürekli entegre bir şekilde yaşamak artık lüks bir seçenek değil günlük hayatın temel bir zorunluluğudur. İşitme cihazlarının bu geniş dijital dünyayla doğrudan bağlantı kurabilmesi, yeni nesil Bluetooth protokolleri sayesinde daha önce hiç olmadığı kadar kusursuz bir boyuta taşınmıştır. Eskiden işitme cihazlarının diğer aletlere bağlanması ciddi bir enerji tüketimi yaratırken, günümüzde Bluetooth Low Energy Audio teknolojisi bu sorunu kökten çözmüş durumdadır.
Bu teknolojinin merkezinde yer alan LC3 adlı özel ses işleme yöntemi, ses verilerini çok daha düşük bir pil enerjisi harcayarak ancak eskisinden çok daha yüksek ve berrak bir kalitede iletmeyi başarır. İşitme cihazları doğası gereği son derece küçük ve hassas pillere sahiptir. Eski sistemlerde telefondan müzik dinlemek veya uzun telefon görüşmeleri yapmak, cihazın pilini birkaç saat içinde bitirebilirdi. Ancak yeni nesil iletişim standartları sayesinde kullanıcılar; sabah uyandıkları andan gece yatana kadar telefon görüşmelerini doğrudan işitme cihazlarının içinden yapabilir, sevdikleri müzikleri yüksek kalitede dinleyebilir veya akşam televizyonun sesini doğrudan kulaklarına aktarabilirler. Üstelik tüm bu işlemleri yaparken seste herhangi bir kopma, gecikme veya kalite düşüklüğü yaşamazlar.
Doğrudan bağlantı kurularak dinlenebilen kaynaklar şunlardır:
- Telefonlar
- Televizyonlar
- Tabletler
- Bilgisayarlar
- Akıllı saatler
Auracast Teknolojisi Kamusal Alanlardaki İletişim Sorununu Nasıl Çözüyor?
İşitme cihazı kullanan bireylerin günlük hayatta en çok zorlandığı fiziksel alanların başında havaalanları, devasa tren istasyonları, yankılı tiyatro salonları, büyük konferans merkezleri veya ibadethaneler gibi geniş kamusal mekanlar gelir. Bu büyük yapılarda ses, sert duvarlara, tavanlara ve zeminlere defalarca çarpıp yankılanır. Bu yankı, ortamdaki diğer insanların konuşmaları ve arka plan gürültüsüyle karışarak anlaşılmaz, devasa bir uğultuya dönüşür. Auracast adı verilen devrim niteliğindeki genel yayın teknolojisi, bu karmaşayı bitirmek için tasarlanmış harika bir çözümdür.
Auracast, bir mekandaki ana ses kaynağının, o ortamda bulunan sınırsız sayıdaki işitme cihazına aynı anda ve kablosuz olarak doğrudan yayın yapmasına imkan tanıyan bir sistemdir. Mantık olarak bir radyo istasyonunun tek bir frekanstan binlerce radyoya aynı anda yüksek kaliteli ses ulaştırmasına benzer. Örneğin kalabalık ve son derece gürültülü bir havaalanı terminalinde beklerken, uçuşunuzla ilgili yapılan hayati bir anons, dışarıdaki hiçbir gürültüye, çocuk ağlamasına veya valiz tekerleği sesine karışmadan, tertemiz ve pürüzsüz bir ses dalgası olarak doğrudan kulağınızdaki işitme cihazının içine iletilir. Aynı şekilde spor salonunda koşu bandındayken sesi kapatılmış dev ekranlı televizyonların sesine, akıllı telefonunuzdan sadece tek bir tuşa dokunarak anında bağlanabilirsiniz. Sinemalarda veya tiyatrolarda oyuncuların sesleri, salonun akustiğine takılmadan doğrudan beyninize ulaşır.
Auracast teknolojisinin aktif kullanıldığı alanlar şunlardır:
- Havaalanları
- Tren istasyonları
- Sinemalar
- Tiyatrolar
- Müzeler
İşitme Cihazları Biyometrik Sensörler ile Düşme Riskini Nasıl Takip Ediyor?
İşitme cihazlarından bahsederken artık sadece duyma eylemine yardımcı olan basit medikal ürünleri kastetmiyoruz; kulağımızın içine veya arkasına yerleşen bu minik cihazlar, genel sağlık durumumuzu sürekli olarak izleyen gelişmiş giyilebilir teknoloji terminallerine dönüşmüş durumdadır. İnsan kulağı, zengin kan damarı ağı, vücut merkezine yakınlığı ve anatomik yapısının hareket halindeyken bile sabit kalması nedeniyle biyometrik verileri toplamak için koldaki akıllı saatlerden çok daha güvenilir bir bölgedir.
Özellikle belirli bir yaşın üzerindeki bireylerde ani denge kayıpları ve düşme vakaları, ciddi fiziksel yaralanmalara yol açabilen hayati bir sağlık riskidir. Yeni nesil cihazların içine mikroskobik boyutlarda entegre edilen ivmeölçerler ve jiroskoplar, kişinin fiziksel hareketlerini üç boyutlu uzayda her saniye takip eder. Eğer cihazı kullanan kişi aniden tökezler, dengesini kaybeder ve sert bir şekilde düşerse, cihaz bu olağandışı ivmelenmeyi saliseler içinde algılar. Böyle bir acil durum tespit edildiğinde cihaz, bağlantılı olduğu akıllı telefon üzerinden, önceden sisteme tanımlanmış acil durum kişilerine hemen bir uyarı mesajı gönderir. Bu mesaj sadece düştüğünü haber vermekle kalmaz, olayın gerçekleştiği noktanın tam harita konumunu da iletir. Böylece hızlı tıbbi müdahale şansı doğar ve hayat kurtarıcı bir rol üstlenilmiş olur.
Sensörlerin sürekli olarak takip ettiği veriler şunlardır:
- İvme
- Denge
- Adım
- Nabız
- Hareket
Ear ID Teknolojisi Nedir ve Kulağımız Parmak İzi Gibi midir?
Biyometrik tanımlama teknolojileri alanındaki en heyecan verici ve sıradışı gelişmelerden biri Ear ID, yani kulak kimliği teknolojisidir. Birçok insan bilmese de insan kulağının iç yapısı, kanalın kıvrımları, genişliği ve sesin içerideki yankılanma profili tıpkı bir parmak izi gibi tamamen o kişiye özeldir. Üstelik kulağın bu eşsiz iç yapısı, bireyin doğumundan itibaren ömrünün sonuna kadar neredeyse hiçbir anatomik değişikliğe uğramaz.
İleri düzey bilimsel araştırmalar ve akustik testler, işitme cihazının kulağın içindeki mikro ses yansımalarını analiz ederek çok yüksek bir doğruluk oranıyla kişinin gerçek kimliğini tespit edebileceğini kanıtlamıştır. Bu üstün teknoloji, yüksek maddi ve manevi değere sahip olan işitme cihazlarında muazzam bir güvenlik sistemi yaratır. Cihaz kulağa takıldığı anda, içerideki sesin yansıma şeklini analiz eder ve kullanan kişinin cihazın gerçek sahibi olup olmadığını saniyeler içinde anlar. Eğer cihaz çalınır, kaybolur ve bir başkasının eline geçip onun kulağına takılırsa, sistem anında kendini kilitler ve çalışmayı reddeder. Bu özellik, cihazın fiziksel hırsızlığına karşı kusursuz bir koruma sağlarken, aynı zamanda cihazın akıllı telefon uygulaması içinde biriken kişisel sağlık verilerinin ve günlük aktivitelerin yabancıların eline geçmesini de engeller.
Ear ID sisteminin sağladığı temel faydalar şunlardır:
- Güvenlik
- Gizlilik
- Kilitleme
- Doğrulama
- Koruma
MEMS Teknolojisi İşitme Cihazlarını Nasıl Görünmez Hale Getiriyor?
Günümüzde bir işitme cihazının hem bir kahve çekirdeği kadar küçük ve hafif olup hem de devasa bir bilgisayar kadar karmaşık işlemleri aynı anda yapabilmesinin arkasında yatan büyük mühendislik sırrı, MEMS teknolojisidir. Tam açılımı Mikro-Elektro-Mekanik Sistemler olan bu teknoloji, ses dünyasındaki en ince detayları yakalamak için geliştirilmiş mikroskobik boyutlardaki donanım bileşenlerini ifade eder.
Geçmiş yıllarda işitme cihazlarının içindeki ses toplayan mikrofonlar mekanik olarak büyük bir hacim kaplıyordu ve bu durum cihazların kulağın arkasında kaba durmasına neden oluyordu. MEMS teknolojisi sayesinde bugün mikrofonlar ve iç sensörler, çıplak gözle zor görülecek mikroskobik boyutlarda üretilebilmektedir. Bu muazzam küçülme, yalnızca cihazların estetik açıdan son derece şık, hafif ve dışarıdan bakıldığında neredeyse tamamen görünmez olmasını sağlamakla kalmaz. Aynı zamanda MEMS tabanlı bileşenler inanılmaz derecede düşük bir enerjiyle çalışırlar ve bu sayede bataryanın çok daha uzun saatler dayanmasına katkıda bulunurlar. Dahası, bu minik yapılar fiziksel darbelere, kazara elden düşmelere, neme ve yaz aylarında oluşan yoğun tere karşı geleneksel büyük mikrofonlara kıyasla çok daha dayanıklıdır.
MEMS mikrofonların sunduğu fiziksel avantajlar şunlardır:
- Küçüklük
- Hafiflik
- Dayanıklılık
- Verimlilik
- Hassasiyet
Şarj Edilebilir Lityum-İyon Piller Neden Daha Avantajlıdır?
Bir işitme cihazı kullanıcısına günlük hayatta rahatlık veren en önemli donanımsal gelişme nedir diye sorulduğunda, şüphesiz en sık alınan cevap şarj edilebilir lityum-iyon piller olacaktır. Eski tip cihazlarda kullanılan minik, tek kullanımlık yassı pillerin birkaç günde bir sürekli değiştirilmesi gerekirdi. Bu durum hem görme zorluğu veya el titremesi yaşayan bireyler için her seferinde büyük bir eziyet haline dönüşürdü, hem de doğaya atılan binlerce atık pil nedeniyle ciddi bir çevre kirliliği problemi yaratırdı.
Lityum-iyon pil teknolojisi bu eski sorunların tamamını tarihin tozlu raflarına kaldırmıştır. Tıpkı gece uyumadan önce akıllı telefonunuzu şarja taktığınız gibi, işitme cihazlarını da minik ve şık şarj kutusuna yerleştirmeniz yeterlidir. Ortalama birkaç saatlik bir tam şarj işlemi, ertesi gün boyunca yirmi dört saate varan kesintisiz bir enerji sağlar. Üstelik gün içinde beklenmedik bir şekilde enerjiniz azalırsa, sadece yarım saatlik acil durum şarjıyla bile saatlerce yetecek ek bir kullanım süresi elde edebilirsiniz. Pillerin cihazın içine gömülü ve tamamen sızdırmaz bir yapıda olması, cihazı ter ve neme karşı ekstra korunaklı hale getirirken, evdeki küçük çocukların veya evcil hayvanların pilleri yutma gibi tehlikeli risklerini de tamamen ortadan kaldırır.
Lityum-iyon bataryaların günlük hayata etkileri şunlardır:
- Kesintisiz
- Pratik
- Çevreci
- Güvenli
- Uzun ömürlü
Odyologlar İşitme Cihazı Uygulamasında Hangi Bilimsel Testleri Kullanıyor?
Dünyanın en gelişmiş, en pahalı ve en son teknolojiye sahip işitme cihazını satın almış olsanız bile, bu cihazın kulağınızda gerçek bir mucize yaratabilmesi, tamamen onun sizin kulak yapınıza ve sinir sisteminize ne kadar doğru ayarlandığına bağlıdır. İşte bu kritik noktada cihazların arkasındaki bilimsel odyolojik testler ve hassas klinik yöntemler devreye girer. Teknolojinin tam kapasiteyle çalışabilmesi için uzmanların titizlikle uyguladığı bazı altın standartlar bulunmaktadır.
Öncelikle sesin hangi frekanslarda ve hangi seviyelerde duyulamadığı çok detaylı bir şekilde tespit edilir. Bunun hemen ardından konuşmayı anlama ve kelimeleri ayırt etme yeteneği ölçülür. Elde edilen bu kritik anlama yüzdelerine bakılarak, cihazın içindeki yapay zekanın arka plan gürültüsünü ne kadar sert veya ne kadar yumuşak baskılaması gerektiği milimetrik olarak belirlenir. İşin fiziksel ve anatomik boyutunda ise Gerçek Kulak Ölçümü gibi son derece önemli bir yöntem kullanılır. Her insanın kulak kanalı hacmi, genişliği ve kıvrımları birbirinden tamamen farklıdır. Bir cihazın ürettiği ses, sizin kulak kanalınızın şekline göre içeride büyüyebilir veya küçülebilir. Uzmanlar, kulak zarınızın hemen önüne yerleştirdikleri incecik, saç teli kalınlığında bir sensör sayesinde cihazın zarınıza ne kadar ses gönderdiğini objektif bir biçimde ekranda görürler. Ancak bu hassas akustik temel doğru atıldığında, yapay zeka gibi diğer tüm gelişmiş yazılım özellikleri gerçek performansını gösterebilir ve sesler kişiye en doğal haliyle ulaşır.
Süreçte kullanılan temel ölçüm alanları şunlardır:
- Saf ses odyometrsi
- Serbest Alan Odyometrisi
- ACT/ HINTS gibi gürültüde konuşma testleri
- İmmitansmetrik incelemeler
Tele-Odyoloji ile Uzaktan İşitme Cihazı Ayarı Hayatımızı Nasıl Kolaylaştırıyor?
Geçmiş yıllarda işitme cihazı ayarı yaptırmak, sesi biraz açtırmak veya ince bir düzenleme istemek için kliniğe bizzat gitmek zorunluydu. Özellikle zorlu kış şartlarında, fiziksel hareket kısıtlılığı olan kişilerde veya kliniğe çok uzak mesafelerde yaşayan bireyler için bu durum gerçekten yorucu bir süreçti. Ayrıca kliniklerin iç mekanları her zaman çok sessiz ve izole olacak şekilde tasarlandığı için, hastanın sokakta, trafik gürültüsünde veya kalabalık ev ortamında yaşadığı akustik sorunları o sessiz odanın içinde taklit edebilmek imkansızdı. Günümüzde dijital sağlık devriminin bir parçası olan uzaktan erişim, yani Tele-Odyoloji sistemleri bu engelleri tamamen ortadan kaldırmıştır.
Akıllı telefonlara kurulan son derece güvenli ve kullanıcı dostu uygulamalar sayesinde, uzmanlar internet bağlantısı üzerinden doğrudan kişinin kulağındaki cihaza saniyeler içinde bağlanabilmektedir. Görüntülü görüşme özelliği sayesinde karşılıklı iletişim kurulurken, hasta kendi evindeki rahat koltuğunda oturup televizyon izlerken veya iş yerinde kalabalık bir ortamda çalışırken, cihazın ince ayarları uzaktan canlı ve eşzamanlı olarak yapılabilir. Hasta, o an gerçekten bulunduğu doğal ortamın akustiği içindeyken sesin nasıl değiştiğini hemen fark eder ve sorunun çözülüp çözülmediğini anında uzmanla paylaşır. Ayrıca cihazın içindeki kullanım istatistikleri ve veriler de uzaktan analiz edilebilir. Bu harika imkan, sağlık hizmetini duvarların dışına taşıyarak kaliteli teknolojiye ve uzman dokunuşuna erişimi herkes için çok daha adil, kolay ve sürdürülebilir bir hale getirmektedir.
Uzaktan bağlantı sistemlerinin en çok fayda sağladığı gruplar şunlardır:
- Yaşlılar
- Çalışanlar
- Engelliler
- Gezginler
- Şehir dışından erişim sağlamaya çalışanlar

1982 yılında Çanakkale’de doğan Odyolog Emel Uğur, işitme ve denge sağlığı alanındaki akademik ve klinik çalışmalarıyla Türkiye’de öne çıkan uzmanlardan biridir. Meslek hayatına İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde başlamış, burada 15 yıl boyunca pediatrik odyoloji, otolojik hastalıklar ve vestibüler sistem bozuklukları üzerine yoğunlaşmıştır. 2015 yılından bu yana Acıbadem Sağlık Grubu bünyesinde görev yapmakta, çalışmalarını Acıbadem Altunizade Hastanesi ve Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi çatısı altında sürdürmektedir.
İstanbul Aydın Üniversitesi Odyoloji Doktora Programı mezunu olan Odyolog Uğur, tezinde EEG ve sanal gerçeklik teknolojilerini kullanarak hareket hastalığının beyin haritalandırmasını incelemiştir. Akademik olarak Acıbadem Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Odyometri Programı Başkanı ve öğretim üyesi olarak görev yapmakta, odyoloji eğitimine ve bilimsel üretime önemli katkılar sunmaktadır.
Klinik ve bilimsel ilgi alanları arasında vestibüler rehabilitasyon, sanal gerçeklik tabanlı denge terapileri, pediatrik odyoloji, işitme kayıpları ve yaşlı bireylerde bilişsel-vestibüler işlevler yer almaktadır. Auris Nasus Larynx, Frontiers ve Journal of Audiology and Otology gibi uluslararası dergilerde yayımlanan makaleleri ve kitap bölümleriyle odyoloji alanında bilimsel gelişime yön veren isimlerden biridir.

İstanbul'daki Kliniğimizin Konumu