İşitme sağlığımı korumak için neler yapmalıyım sorusunun cevabı, günlük yaşam alışkanlıklarını bilimsel koruma yöntemleriyle disipline etmekten geçer. İşitme sağlığını korumak için en etkili adımlar; 85 desibel üzerindeki gürültülü ortamlarda koruyucu donanım kullanmak, kulaklık sesini güvenli seviyelerde tutmak ve periyodik odyolojik değerlendirme yaptırarak profesyonel takip sürecine dahil olmaktır. Ayrıca kulak kanalı temizliğinde pamuklu çubuk kullanımından kaçınmak ve iç kulak hücrelerini besleyen sağlıklı yaşam tarzını benimsemek, işitsel kapasitenin ömür boyu sürdürülmesini sağlar. Erken müdahale ve önleyici stratejiler, duyusal kayıpların önüne geçmek için temel gerekliliktir.
İşitme Sağlığı Açısından Kulaklarımız Sesleri Nasıl İşler ve Hasar Nasıl Meydana Gelir?
Dışarıdan gelen bir ses dalgası, öncelikle kulak kepçemiz tarafından toplanarak kulak kanalına yönlendirilir ve kulak zarını titreştirir. Bu titreşim, orta kulaktaki çekiç, örs ve üzengi adı verilen o minik kemikçikler aracılığıyla iç kulağa, yani salyangoza (koklea) iletilir. Salyangozun içi özel bir sıvıyla doludur ve bu sıvının içinde ses dalgalarını beynin anlayabileceği elektrik sinyallerine dönüştüren on binlerce mikroskobik tüy hücresi bulunur. Bu tüy hücrelerini tıpkı rüzgarda dalgalanan bir buğday tarlasına benzetebiliriz.
Nasıl ki bir buğday tarlasının üzerinden şiddetli bir fırtına geçtiğinde saplar eğilir ancak zamanla doğrulursa, kulağımız da çok yüksek bir sese maruz kaldığında tüy hücreleri yorulur ve eğilir. Buna geçici eşik kayması adı verilir. Konser sonrası kulaklarda hissedilen uğultu veya tıkanıklık hissi budur. Ancak o tarlanın üzerinden sürekli olarak ağır vasıtalar geçerse, buğday sapları kırılır ve bir daha asla eski haline dönemez. İnsan vücudundaki pek çok hücrenin aksine, iç kulaktaki bu tüy hücrelerinin kendini yenileme veya çoğalma yeteneği yoktur. Sürekli gürültüye maruz kalmak, bu hücrelerin fiziksel olarak parçalanmasına veya hücresel düzeyde zehirli atıklar üreterek kendi kendilerini yok etmelerine neden olur. Bunun sonucunda ortaya çıkan işitme kaybı ise kalıcıdır.
İşitme Kaybını Erken Tespit Etmek İçin Hangi Odyolojik Testler Yapılarak İşitme Sağlığı Değerlendirilmelidir?
Bir problemin varlığını kabul etmek ve çözüm bulmak için önce mevcut durumu bilimsel olarak görmek gerekir. Tıpkı genel vücut sağlığını kontrol etmek için düzenli kan tahlilleri yaptırmak gibi, işitme sisteminin durumunu görmek için de belirli aralıklarla odyolojik değerlendirmeler yapılmalıdır. Bu değerlendirmelerin omurgasını saf ses odyometrisi oluşturur. Sessiz bir kabin içerisine girerek kulaklık taktığınız ve duyduğunuz en ufak seste bile butona bastığınız bu test, işitme haritanızı en ince ayrıntısına kadar çizer.
Normal şartlarda standart bir işitme testi, günlük konuşma seslerini de kapsayan sekiz bin hertz frekansına kadar olan sesleri ölçer. Test sonucunda sadece ne kadar duyduğunuz değil aynı zamanda olası bir problemin dış kulakta mı, orta kulakta mı yoksa sinirlerde mi olduğu da net bir şekilde ortaya konur. Ancak işitme sistemini yıpratan gürültü veya yaşlanma gibi faktörler genellikle tahribata salyangozun en dip köşesinden, yani çok daha ince sesleri algılayan bölgeden başlar. Gelişmiş kliniklerde yirmi bin Hertz’e kadar çıkabilen yüksek frekans odyometrisi uygulanır. Bu detaylı test, günlük hayatta henüz hiçbir duyma zorluğu yaşamazken bile iç kulakta başlayan hücresel yorgunluğu aylar hatta yıllar öncesinden tespit eden mükemmel bir erken uyarı radarı gibi çalışır.
Aktif Katılım Gerektirmeyen Objektif Ölçümler Nelerdir ve İşitme Sağlığı İçin Neden Önemlidir?
Bazı durumlarda teste giren kişinin butona basarak aktif yanıt vermesi mümkün olmayabilir veya problemin kökenini hücresel düzeyde, çok daha objektif bir şekilde görmek gerekebilir. İşte bu anlarda, kişinin herhangi bir çaba göstermesine gerek kalmadan kulağın doğal reflekslerini ve tepkilerini ölçen teknolojik testler devreye girer.
Orta kulağın sağlığını değerlendirmek için timpanometri adı verilen bir yöntem kullanılır. Kulak yoluna hafif bir hava basıncı verilerek kulak zarının hareket kabiliyeti ölçülür. Bu sayede kulak zarının arkasında sıvı birikip birikmediği, zarda gözle görülmeyen bir hasar olup olmadığı veya kemikçiklerin durumu saniyeler içinde anlaşılır. Diğer bir mucizevi test ise otoakustik emisyondur. Sağlıklı bir iç kulak, dışarıdan gelen sese karşılık verdiğinde aslında kendisi de çok zayıf bir ses, adeta bir yankı üretir. Kulak kanalına yerleştirilen hassas mikrofonlar, iç kulaktaki tüy hücrelerinin ürettiği bu minik ekoyu dinler. Eğer bu yankı cihaz tarafından kaydedilebiliyorsa, tüy hücreleri canlı ve sağlıklı demektir. Gürültüye bağlı hasarlar odyometride bir kayıp olarak belirmeden çok önce, bu minik yankıların zayıflamasıyla kendini belli eder.
Çalışma Ortamındaki Gürültüden Korunmak için Hangi İşitme Sağlığı Standartlarına Dikkat Edilmelidir?
Günümüzün endüstriyel dünyasında, fabrikalarda, atölyelerde veya ağır iş makinelerinin çalıştığı sahalarda geçirilen uzun saatler, işitme duyusu üzerindeki en büyük çevresel tehditlerden biridir. Yüksek sesli bir ortamda çalışmak sadece kulakları değil tüm sinir sistemini yorar. Bu nedenle işçi sağlığı bağlamında gürültü seviyeleri çok sıkı yasal standartlara bağlanmıştır.
Ortam gürültüsü seksen desibel seviyesine ulaştığında tehlike çanları çalmaya başlar. Bu noktada koruyucu donanımların çalışma alanında mutlaka erişilebilir olması gerekir. Gürültü seksen beş desibele çıktığında ise durum tamamen değişir; bu seviyeden itibaren kulaklık veya tıkaç kullanmak bir önlem değil kesin bir zorunluluktur. Tüm bu koruyucu önlemlere rağmen kişinin kulağına ulaşan ses hiçbir koşulda seksen yedi desibeli aşmamalıdır. Burada en çok dikkat edilmesi gereken konulardan biri donanım seçimidir. Kulağı tamamen tıkayıp dünyayla iletişimi sıfıra indiren bir donanım, makine alarmlarını veya iş arkadaşlarının uyarılarını duymayı engelleyerek çok daha ciddi iş kazalarına davetiye çıkarabilir. Bu yüzden doğru koruma, sesi tamamen yok etmek değil güvenli bir seviyeye indirmektir.
Standart Kulak Tıkaçları Yerine Neden Kişiye Özel İşitme Koruyucular İşitme Sağlığı İçin Tercih Edilmelidir?
Piyasada kolayca bulunabilen sünger, silikon veya plastik yapılı standart kulak tıkaçları herkes için aynı boyutta ve şekilde üretilir. Oysa her insanın parmak izi ne kadar eşsizse, kulak kanalının kıvrımları, genişliği ve yapısı da o kadar benzersizdir. Standart bir tıkacı kulağa yerleştirdiğinizde, kıvrımlara tam uyum sağlayamadığı için mutlaka boşluklar kalır. Bu boşluklardan içeri sızan ses dalgaları, koruyucunun etkisini neredeyse tamamen ortadan kaldırır. Ayrıca bu tıkaçlar uzun süreli kullanımlarda kulak içinde ciddi bir basınç hissi, terleme ve fiziksel ağrı yaratarak kişiyi rahatsız eder.
Bu sorunları aşmak için kişiye özel, otoplastik adı verilen koruyucular üretilir. Bu süreç oldukça hassas bir klinik uygulama gerektirir. Öncelikle kulağın içi detaylıca muayene edilir, ardından kulak kanalına çok yumuşak tıbbi bir silikon enjekte edilir. Bu silikon birkaç dakika içinde donarak kulak kanalının birebir kopyasını, yani izlenimini oluşturur. Alınan bu kalıp daha sonra gelişmiş üç boyutlu tarayıcılarla dijital ortama aktarılır ve lazer yazıcılarla mikron düzeyinde bir hassasiyetle kişiye özel olarak üretilir. Kulağa tam oturduğu için ses sızıntısına izin vermez ve gün boyu kulağınızda kalsa bile varlığını hissettirmez.
Kişiye Özel Koruyuculardaki Akustik Filtreler Ne İşe Yarar ve İşitme Sağlığı İçin Kimler Tarafından Kullanılır?
Kişiye özel koruyucuları standart tıkaçlardan ayıran en büyük devrim, içlerine yerleştirilebilen değiştirilebilir akustik filtre teknolojisidir. Bu filtreler, ortamdaki tüm sesleri ayrım gözetmeksizin boğmak yerine, zararlı gürültüleri keserken duymanız gereken sesleri içeri alacak şekilde tasarlanmıştır. Bu muazzam teknoloji sayesinde kişi çevresiyle iletişim kurmaya devam edebilir.
Akustik filtreli koruyucuları yoğun olarak kullanan kullanıcı grupları aşağıda listelenmiştir.
- Müzisyenler
- Sahne sanatçıları
- DJ’ler
- Endüstriyel çalışanlar
- Askeri personel
- Avcılar
- İnşaat mühendisleri
- Sık seyahat edenler
Her bir kullanıcı grubu için farklı filtreler tasarlanır. Örneğin müzisyenler için üretilen düz filtreler, müziğin tınısını, basını veya tizini bozmadan her frekansı eşit oranda düşürür; böylece müziğin kalitesi korunurken kulaklar güvende kalır. Avcılar veya atış yapanlar için kullanılan aktif filtreler ise, silah patlaması gibi ani ve şiddetli sesleri saniyenin binde biri gibi bir sürede bloke ederken, ormandaki yaprak hışırtılarını duymaya olanak tanır. Sık uçan yolcular için tasarlanan basınç filtreleri de kabin içindeki hava basıncı değişimlerini dengeleyerek uçak iniş kalkışlarında yaşanan o şiddetli kulak ağrılarını engeller.
Kullanılan İlaçlar Ototoksisiteye Yol Açarak İşitme Sağlığı Üzerinde Risk Yaratabilir mi?
Pek çok insanın aklına bile gelmeyen ancak işitme sistemini derinden sarsabilen bir diğer unsur da ilaç kullanımıdır. Hayati önem taşıyan, hayat kurtaran veya kronik hastalıkları tedavi eden bazı çok güçlü ilaçlar, yan etki olarak iç kulaktaki hücresel yapıları doğrudan hedef alabilir. Kan yoluyla iç kulağa ulaşan bu maddeler, tüy hücrelerinde veya işitme sinirinde geri dönüşü olmayan zehirli etkilere, yani ototoksisiteye neden olabilir.
İç kulak yapılarına zarar verme ihtimali bulunan ve dikkatli kullanılması gereken ilaç grupları şunlardır:
- Aminoglikozid antibiyotikler
- Kemoterapi ilaçları
- Platin bileşikleri
- Loop diüretikleri
- Salisilatlar
Bu ilaçlar genellikle basit hastalıklar için değil hastane ortamında tedavi edilen ciddi enfeksiyonlar, kanser türleri veya ağır kalp ve böbrek yetmezlikleri için kullanılır. Örneğin çok yüksek dozda ve uzun süreli aspirin kullanımı gibi görece masum görünen durumlar bile geçici de olsa kulak çınlamasına ve duyma güçlüğüne zemin hazırlayabilir. İlacın damar yoluyla hızlı bir şekilde verilmesi de bu riskleri önemli ölçüde artırır.
Ototoksik İlaç Kullanımı Sürecinde İşitme Sağlığı Hangi Protokollerle Takip Edilmelidir?
Eğer yaşamsal bir tedavi için bu tür yan etkileri olan bir ilaç kullanılması kaçınılmazsa, kişinin işitme yetisini korumak adına çok sıkı bir izlem protokolü başlatılır. Tedaviye hiç başlanmadan hemen önce, kişinin mevcut işitme kapasitesini belirlemek için çok kapsamlı bir odyolojik değerlendirme yapılır. Bu test, tedavinin ilerleyen aşamalarında yapılacak karşılaştırmalar için sıfır noktası kabul edilir.
Tedavi süreci boyunca, belirli periyotlarla yüksek frekans testleri ve hücrelerin tepkisini ölçen emisyon testleri tekrarlanır. Eğer işitmenin en ince, en yüksek frekanslarında bile çok küçük bir düşüş yakalanırsa, bu durum hücresel hasarın başladığının ilk ve en net sinyali olarak değerlendirilir. Bu veri derhal tedaviyi yürüten hekimle paylaşılır. Böylece ilacın dozu yeniden ayarlanabilir, mümkünse aynı işlevi gören ancak kulağa zarar vermeyen alternatif bir ilaca geçilebilir. Hasarın ilaç vücuttan tamamen atıldıktan aylar sonra bile devam edebilme ihtimaline karşı, tedavi bittikten sonra da düzenli kontrollere bir süre daha devam edilmesi şarttır.
Günlük Yaşamda ve Kulaklık Kullanımında İşitme Sağlığı Hangi Yöntemlerle Korunmalıdır?
Günümüzde kulaklarımız için en büyük ve en sinsi tehlike devasa fabrika makinelerinden değil cebimizde taşıdığımız akıllı telefonlardan ve onlara bağlı kulaklıklardan gelmektedir. Özellikle kulak kanalının tamamen içine giren ve sesi doğrudan kulak zarına çok kısa bir mesafeden adeta ateşleyen kulak içi kulaklıklar, bilinçsiz kullanıldığında işitme sistemini inanılmaz bir hızla yıpratır.
Kulaklık kullanımı söz konusu olduğunda güvenli dinleme alışkanlıkları edinmek hayati önem taşır. Bu konudaki temel kurallar aşağıda listelenmiştir.
- Sesi sınırlamak
- Süreyi kısıtlamak
- Dinlenme molaları vermek
- İzolasyon sağlamak
Uzmanların en çok üzerinde durduğu kural, ses seviyesini cihazın maksimum kapasitesinin yüzde altmışını geçmeyecek şekilde ayarlamak ve aralıksız dinleme süresini günde toplam altmış dakikayla sınırlandırmaktır. Toplu taşıma araçları gibi gürültülü ortamlarda müziği duyabilmek için sesi sonuna kadar açmak yapılabilecek en büyük hatadır. Bunun yerine, çevresel sesleri teknolojik olarak algılayıp yok eden aktif gürültü engelleyici kulaklıklar tercih edilmelidir. Bu sayede arka plan sessizleştiği için müziğin sesini tehlikeli seviyelere çıkarmaya gerek kalmaz.
Yüksek Sesli Konser ve Etkinliklerde İşitme Sağlığı İçin Kulaklarımızı Nasıl Korumalıyız?
Müzik festivalleri, stadyum konserleri veya büyük spor müsabakaları inanılmaz bir coşku barındırır. Ancak bu ortamlardaki ses seviyesi çoğu zaman yüz yirmi desibelin üzerine çıkar. İnsan kulağının herhangi bir koruma olmadan bu seviyedeki bir basınca kalıcı bir hasar görmeden dayanabilme süresi sadece birkaç dakikadır. Konser çıkışında kulaklarda hissedilen o yoğun çınlama, uğultu veya seslerin boğuk gelmesi durumu iç kulak hücrelerinin adeta imdat çağrısıdır.
Böyle ortamlarda devasa hoparlörlerin veya ses sistemlerinin hemen önünde durmaktan kesinlikle kaçınmak gerekir. Müziğin ritmini ve coşkusunu hissetmek için sesi en yüksek şiddetiyle almaya gerek yoktur. Eğer bu tür etkinliklere sık katılıyorsanız, müziğin kalitesini ve anlaşılabilirliğini asla bozmadan sadece ses şiddetini güvenli bir seviyeye indiren özel filtreli kulak tıkaçları kullanmak, işitme yetinizi yıllarca koruyacak en akıllıca yatırımdır. Etkinlik sırasında zaman zaman sessiz alanlara geçip kulaklara akustik bir dinlenme molası vermek de son derece faydalıdır.
Kulak Temizliği Yaparken İşitme Sağlığı Açısından Hangi Yanlışlardan Kesinlikle Uzak Durmalıyız?
İşitme sağlığı sadece iç kulaktaki sinirleri korumakla değil dış kulağın fiziksel sağlığını ve hijyenini doğru sağlamakla da doğrudan ilgilidir. İnsan kulağı, tıpkı gözlerimizin gözyaşıyla kendini temizlemesi gibi, kendi kendini temizleyebilen muazzam bir fizyolojik mekanizmaya sahiptir. Kulak kanalındaki ince deri hücreleri dışa doğru bir yürüyen bant gibi hareket eder ve üretilen özel salgı sayesinde içerideki toz, kir ve ölü hücreler doğal yollarla dışarı atılır.
Bu kusursuz sistemi bozmamak adına kulak hijyeni sağlarken kaçınılması gereken uygulamalar şunlardır:
- Pamuklu çubuklar
- Tel tokalar
- Kürdanlar
- Kulak mumları
- Basınçlı yıkamalar
Halk arasında kulak çubuğu olarak bilinen pamuklu çubukları kulak kanalının içine sokmak, dışarı atılmaya çalışılan o koruyucu salgıyı bir piston gibi iterek kulak zarının üzerine preslemekten başka bir işe yaramaz. Bu durum kulağın tamamen tıkanmasına, enfeksiyonlara, şiddetli ağrılara ve hatta kulak zarının delinmesine yol açabilir. Doğru ve sağlıklı kulak temizliği, sadece duş aldıktan sonra kulağın dış kıvrımlarını yumuşak bir havlu kenarıyla nazikçe kurulamaktan ibarettir. Eğer kulağınızda bir tıkanıklık hissi varsa, bunun çözümü evde müdahale etmek değil bir uzmanın mikroskop altında profesyonel ekipmanlarla o bölgeyi temizlemesidir.
Beslenme Düzenimiz ve Yaşam Tarzımız İşitme Sağlığı Üzerinde Etkili midir?
Vücudumuzdaki hiçbir sistem birbirinden bağımsız çalışmaz. İç kulağımızdaki o hassas tüy hücrelerinin görevlerini yapabilmeleri için çok yoğun bir enerjiye, bol miktarda oksijene ve kesintisiz bir kan dolaşımına ihtiyaçları vardır. Kılcal damarlardaki kan akışını bozan, hücrelerin oksijenlenmesini azaltan veya genel metabolizmayı yavaşlatan her türlü olumsuz durum dolaylı yoldan işitme kaybı riskini ciddi oranda artırır.
Hücresel düzeyde işitme sistemini koruyan ve destekleyen temel besin öğeleri şunlardır:
- Balık
- Ceviz
- Badem
- Ispanak
- Muz
- Yumurta
Özellikle balık ve cevizde bolca bulunan Omega-3 yağ asitleri, iç kulağın kanlanmasını artırırken; ıspanak, muz ve badem gibi gıdalardan alınan magnezyum, gürültüye maruz kalındığında ortaya çıkan zararlı serbest radikallere karşı güçlü bir antioksidan kalkan oluşturur. B12 vitamini ise işitme sinirlerinin sağlığını korumada kritik bir rol oynar.
Buna karşılık, işitme sistemine en büyük zararı veren alışkanlıkların başında sigara kullanımı gelir. Sigara dumanı kandaki oksijeni azaltır ve damarların daralmasına neden olarak iç kulağı adeta nefessiz bırakır. Pasif içiciliğe maruz kalmak bile, özellikle çocuklarda orta kulak enfeksiyonları ve kalıcı kayıp riskini çok yükseltir. Düzenli fiziksel egzersiz yapmak ise kalbi güçlendirip tüm vücuttaki kan dolaşımını hızlandırdığı için kulaklarımız için de yapılabilecek en güzel iyiliklerden biridir.
Kulak Çınlaması (Tinnitus) Nedir ve İşitme Sağlığı Bağlamında Bu Durumla Nasıl Başa Çıkılır?
Dışarıda rüzgar, televizyon sesi veya herhangi bir uyarıcı yokken, kişinin kendi kafasının veya kulaklarının içinde sürekli olarak duyduğu zil çalması, böcek vızıltısı, su sesi veya makine uğultusu gibi seslere tinnitus, yani kulak çınlaması adı verilir. Çınlama başlı başına bir hastalık olmaktan ziyade, işitme sisteminin bir yerinde bir şeylerin ters gittiğini, iç kulakta bir yorgunluk olduğunu veya işitme kaybının başladığını haber veren çok önemli bir belirtidir.
Sürekli devam eden bir çınlama, kişinin uyku düzenini altüst edebilir, odaklanma sorunları yaratabilir ve ciddi psikolojik stres oluşturabilir. Çınlamanın yönetiminde öncelikle çok detaylı ölçümler yapılarak bu hayalet sesin frekansı ve şiddeti belirlenir. Ardından beynin bu sese verdiği tepkiyi değiştirmek hedeflenir. Tinnitus alışma terapisi veya ses terapisi gibi yöntemlerle, özel kulaklıklar aracılığıyla beyne rahatlatıcı doğa sesleri verilir. Temel amaç çınlamayı sihirli bir şekilde tamamen yok etmek değil beynin odak noktasını değiştirerek bu sesi tıpkı evdeki buzdolabının motor sesi gibi zararsız, önemsiz ve fark edilmeyen bir arka plan gürültüsü olarak algılamasını sağlamaktır.
İşitme Kaybı Geliştiğinde İşitme Sağlığını Geri Kazanmak İçin Hangi Teknolojik Çözümler Kullanılır?
Yaşın ilerlemesi, genetik faktörler veya geçmiş yıllarda alınan önlemlerin yetersiz kalması sebebiyle bir işitme kaybı meydana gelmişse bile, kişinin sessizliğe gömülmesine veya sosyal hayattan izole olmasına kesinlikle gerek yoktur. Modern teknoloji, bu alanda her geçen gün yeni bir devrim yaratmaktadır. Günümüzde kullanılan cihazlar, sadece etraftaki her sesi ayırt etmeden yükselten o eski tip basit amplifikatörler olmaktan çok ama çok uzaktır.
Yeni nesil cihazların kullanıcılara sunduğu teknolojik imkanlar şunlardır:
- Gürültü baskılama
- Konuşma netleştirme
- Yönsel mikrofonlar
- Kablosuz bağlantı
Şarj edilebilir bataryalar
Bu cihazlar kulağınıza taktığınız andan itibaren bulunduğunuz ortamı saniyede binlerce kez analiz eden minyatür bilgisayarlar gibi çalışır. Kalabalık bir restoranda arkanızdan gelen tabak çatal seslerini veya cadde gürültüsünü otomatik olarak kısarken, tam karşınızda oturan kişinin konuşma sesini netleştirerek öne çıkarır. Kablosuz bağlantı özellikleri sayesinde cep telefonunuzla doğrudan eşleşerek telefon görüşmelerinizi, izlediğiniz videoların sesini veya sevdiğiniz müzikleri pürüzsüz bir şekilde doğrudan kulağınıza aktarır. Ancak bu teknolojinin bir mucize yaratabilmesi için, odyolojik ölçümlere göre mikron düzeyinde hassas ayarlarının yapılması ve beynin uzun zamandır duymayı unuttuğu bu seslere yeniden alışabilmesi için sabırlı bir uyum sürecinden geçilmesi gerekir.
İleri Derece İşitme Kayıplarında Koklear İmplantlar İşitme Sağlığı İçin Nasıl Bir Çözüm Sunar?
Bazı durumlarda iç kulaktaki hasar o kadar büyüktür ki tüy hücreleri işlevini tamamen yitirmiştir ve dünyanın en güçlü işitme cihazını bile kullansanız sesler sadece bir gürültü yığını olarak gelir, kelimeler asla ayırt edilemez. İşte böyle ileri ve çok ileri dereceli kayıplarda tıp ve teknolojinin el ele vererek sunduğu en muazzam çözüm koklear implant, yani halk arasındaki adıyla biyonik kulak teknolojisidir.
Bu teknoloji, hasar görmüş olan ve çalışmayan iç kulağı tamamen atlayarak, sesi doğrudan işitme sinirine iletme prensibiyle çalışır. Cerrahi bir operasyonla iç kulağa yerleştirilen mikroskobik elektrotlar, dışarıdaki işlemci tarafından toplanan sesleri anında elektrik sinyallerine dönüştürerek doğrudan beyni uyarır. Operasyon sonrası dış parçanın takılması, elektrotların bilgisayar ortamında kişinin algısına göre programlanması ve o robotik seslerin zamanla beyin tarafından anlamlı kelimelere dönüştürülmesini kapsayan bu uzun soluklu rehabilitasyon süreci, bireyleri dipsiz bir sessizlikten çıkarıp hayatın ve iletişimin tam merkezine yeniden bağlayan eşsiz bir serüvendir.

1982 yılında Çanakkale’de doğan Odyolog Emel Uğur, işitme ve denge sağlığı alanındaki akademik ve klinik çalışmalarıyla Türkiye’de öne çıkan uzmanlardan biridir. Meslek hayatına İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde başlamış, burada 15 yıl boyunca pediatrik odyoloji, otolojik hastalıklar ve vestibüler sistem bozuklukları üzerine yoğunlaşmıştır. 2015 yılından bu yana Acıbadem Sağlık Grubu bünyesinde görev yapmakta, çalışmalarını Acıbadem Altunizade Hastanesi ve Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi çatısı altında sürdürmektedir.
İstanbul Aydın Üniversitesi Odyoloji Doktora Programı mezunu olan Odyolog Uğur, tezinde EEG ve sanal gerçeklik teknolojilerini kullanarak hareket hastalığının beyin haritalandırmasını incelemiştir. Akademik olarak Acıbadem Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Odyometri Programı Başkanı ve öğretim üyesi olarak görev yapmakta, odyoloji eğitimine ve bilimsel üretime önemli katkılar sunmaktadır.
Klinik ve bilimsel ilgi alanları arasında vestibüler rehabilitasyon, sanal gerçeklik tabanlı denge terapileri, pediatrik odyoloji, işitme kayıpları ve yaşlı bireylerde bilişsel-vestibüler işlevler yer almaktadır. Auris Nasus Larynx, Frontiers ve Journal of Audiology and Otology gibi uluslararası dergilerde yayımlanan makaleleri ve kitap bölümleriyle odyoloji alanında bilimsel gelişime yön veren isimlerden biridir.

İstanbul'daki Kliniğimizin Konumu