Okul çağı çocuklarda işitme kaybı belirtileri; söylenenleri sürekli tekrar ettirme, derslere odaklanmada güçlük çekme, kelimeleri hatalı telaffuz etme, sese geç tepki verme ve kalabalık ortamlarda aniden içe kapanma şeklinde kendini gösterir. Çocuklar genellikle dünyayı kendi işittikleri kadarıyla algıladıkları için yaşadıkları bu duyusal eksikliği açıkça ifade edemezler. Eğitim hayatının temel taşı olan duyma yetisindeki en ufak bir zayıflama; dil gelişimini, okuma yazma becerilerini ve sosyal ilişkileri derinden etkiler. Bu kritik yıllarda ebeveynlerin ve eğitimcilerin dikkatli olması son derece önemlidir. Erken dönemde doğru okunan sinyaller, çocukların zihinsel potansiyellerini tam anlamıyla kullanmalarına ve akranlarıyla sağlıklı bir iletişim kurmalarına olanak tanır.
Okul Çağında İşitme Kaybı Belirtileri Neden Genellikle Sessiz ve Gizli İlerleyen Bir Durumdur?
Toplumumuzda yeni doğan her bebeğe hastaneden taburcu olmadan önce standart bir tarama testi yapılmaktadır ve bu testler doğumsal problemleri yakalamakta son derece başarılıdır. Ancak ailelerin ve eğitimcilerin sıklıkla yanılgıya düştüğü en büyük nokta, bebeklik döneminde bu testten başarıyla geçen bir çocuğun ilerleyen yıllarda duyma sorunu yaşamayacağına dair besledikleri kesin inançtır. Oysa duyma yetisi statik bir durum değil çevresel faktörlere, hastalıklara ve gelişime bağlı olarak değişebilen dinamik bir süreçtir. Okul sıralarına gelindiğinde ortaya çıkan sorunlar, fark edilmesi en zor ve gözden kaçmaya en meyilli durumların başında gelir.
Buna sessiz ve gizli bir engel denmesinin çok temel ve insani bir sebebi vardır. Çocuklar, yetişkinler gibi bir sorun yaşadıklarında “Ben eskisi gibi iyi duyamıyorum” demezler. Özellikle sadece bir kulakta sorun olduğunda veya seslerin şiddetinde çok hafif bir azalma meydana geldiğinde, çocuk dünyayı herkesin kendisi gibi boğuk duyduğunu varsayar. Kendi algıladığı o kısıtlı ses dünyasını tamamen normal kabul eder. Daha da önemlisi, çocuklar hayatta kalmak ve uyum sağlamak için inanılmaz bir adaptasyon yeteneğine sahiptirler. Duymadıkları eksik kelimeleri dudak okuyarak, insanların yüz ifadelerini takip ederek veya cümlenin gidişatından tahmin yürüterek tamamlarlar. Geliştirdikleri bu olağanüstü görsel stratejiler ve tahmin yetenekleri, problemin ebeveynler ve öğretmenler tarafından yıllarca fark edilmemesine, adeta mükemmel bir şekilde maskelenmesine neden olur. Ancak bu sürekli açığı kapatma çabası, çocuğun zihnini inanılmaz derecede yorar ve günün sonunda aşırı bir tükenmişlik hissiyle baş başa kalmalarına yol açar.
Farklı Derecelerdeki Okul Çağında İşitme Kaybı Belirtileri Çocuğun Günlük Hayatını Nasıl Etkiler?
Günlük hayatta karşılaştığımız en yaygın hatalı düşüncelerden biri, tıbbi anlamda kullanılan kelimelerin gerçek hayattaki karşılıklarının anlaşılamamasıdır. Tıbbi olarak hafif derece olarak adlandırılan bir duyma azlığı, bir çocuğun eğitim hayatında tam anlamıyla yıkıcı ve ağır sonuçlar doğurabilir. Duyma yetisindeki derecelendirme, çocuğun sadece bir sesi fark edip etmemesini değil o sesi sınıf gibi karmaşık bir ortamda ne kadar efor sarf ederek anladığını belirler.
Çok hafif dereceli durumlarda, çocuk sessiz ve yalıtılmış bir odada birebir konuşurken her şeyi mükemmel duyabilir. Ancak gerçek bir sınıf ortamı asla böyle steril bir sessizliğe sahip değildir. Arka planda çalışan klimanın uğultusu, koridordan gelen ayak sesleri, yan sıradaki arkadaşının kalem tıngırdatması veya dışarıdan geçen araçların gürültüsü devreye girdiğinde, bu çocuklar ünlü harfleri duysalar bile kelimelere anlam katan ünsüz harfleri tamamen kaçırırlar. Bu durum derse odaklanmayı imkansız kılan büyük bir dinleme yorgunluğu yaratır. Biraz daha ilerleyen hafif dereceli durumlarda ise normal konuşma seslerinin neredeyse üçte biri veya yarısı duyulmaz hale gelir. Özellikle Türkçe gibi sondan eklemeli dillerde, kelimelerin sonundaki çoğul ekleri, zaman ekleri veya iyelik ekleri havaya karışıp kaybolur. “Gidiyorlar” kelimesini sadece “gidiyor” olarak duyan bir çocuğun dil bilgisi kurallarını doğru öğrenmesi ve kendini doğru ifade etmesi imkansızlaşır. Kayıp orta ve ileri derecelere ulaştığında ise çocuk grup oyunlarından, arkadaş sohbetlerinden ve eğitim ortamından tamamen koparak derin bir sosyal izolasyonun içine sürüklenir. Bu sebeple, müdahale edilmeyen en ufak bir sorun bile zamanla bir çığ gibi büyüyerek çocuğun akademik yaşantısında yaşıtlarından yıllarca geri kalmasına zemin hazırlar.
Ev Ortamında Gözlemlenebilecek En Yaygın Okul Çağında İşitme Kaybı Belirtileri Nelerdir?
Çocukların davranışlarını en ince ayrıntısına kadar gözlemleyen ve onlardaki en ufak değişikliği fark eden kişiler genellikle ebeveynlerdir. Evin güvenli ve rahat ortamı, çocuğun gün içindeki yorgunluğunu attığı ve savunma mekanizmalarını gevşettiği yerdir. Bu nedenle bazı kritik alışkanlıklar, arka planda yatan duyusal bir problemin ilk ve en güçlü sinyalleri olarak karşımıza çıkar. Bazen bir inatçılık veya karakter özelliği sanılan durumların altında tamamen fiziksel bir iletişim engeli yatabilir.
Evde dikkat edilmesi gereken temel durumlar şunlardır:
- Televizyonun sesini çok açma
- Sık sık kelimeleri tekrar ettirme
- Sesin yönünü bulamama
- Beklenmedik anlarda tepkisizlik
- Gürültülü ortamlarda huzursuzluk
- Sorulara alakasız cevaplar verme
- Sürekli yüksek sesle konuşma
- Cihazlara kulağını yaklaştırma
- Arkadan seslenildiğinde bakmama
Bu maddelerden birkaçı düzenli olarak tekrar ediyorsa, çocuğun etrafındaki ses dünyasıyla olan bağlantısında zayıflamalar başlamış olabilir. Örneğin tablet izlerken ses seviyesinin evdeki diğer bireyleri rahatsız edecek kadar yüksek tutulması en klasik adaptasyon yöntemidir. Ya da çocuğa arkasından seslendiğinizde ancak üçüncü veya dördüncü seferde yüksek sesle bağırdığınızda dönüp bakıyorsa, bu durumu sadece oyuna dalmak olarak açıklamak her zaman doğru olmayabilir. Sesin hangi yönden geldiğini anlamakta yaşanan zorluklar ise özellikle sadece tek kulağı etkileyen sorunların en net göstergesidir. İki kulak, beynin sesin kaynağını bulması için bir pusula görevi görür ve biri zayıfladığında bu pusula şaşar.
Dikkat Dağınıklığı ve Düşük Notlar Okul Çağında İşitme Kaybı Belirtileri Arasında Sayılabilir Mi?
Kesinlikle sayılabilir ve hatta bu durum klinik alanda en sık karşılaşılan kafa karışıklıklarından biridir. Günümüzde birçok çocuk, derse odaklanamadığı, sırasında sürekli hareket ettiği veya verilen ödevleri eksik yaptığı için doğrudan dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu şüphesiyle değerlendirilmektedir. Ancak işitme problemi yaşayan bir çocuğun sınıfta sergilediği davranışlar, dikkat eksikliği tablosuyla neredeyse birebir aynıdır. Sınıf ortamı, akustik açıdan yorucu ve ses dalgalarının duvarlara çarparak sürekli yankılandığı zorlu bir mekandır.
Duyma sorunu olan bir çocuk için, kırk kişilik bir sınıfta öğretmenin sesini diğer tüm arka plan gürültülerinden ayıklamak olağanüstü bir zihinsel mesai gerektirir. Beyin, sahip olduğu tüm enerjiyi sadece söylenen kelimeyi yakalamaya ve eksik harfleri tahmin etmeye harcadığı için, bilgiyi işleme, anlama ve hafızaya kaydetme gibi üst düzey görevlere yeterli enerji kalmaz. Çocuk ilk dersin ortalarına doğru bu yoğun çabadan dolayı zihinsel olarak tükenir ve mecburen dersten kopar. Koptuğu anda da etrafla ilgilenmeye, hayallere dalmaya veya hareketlenmeye başlar. Öğretmenler haklı olarak bu durumu dersi dinlememe veya hiperaktivite olarak yorumlayabilir. Dikte çalışmalarında yapılan harf hataları, ince sesli harflerin birbirine karıştırılması, öğretmen “kitabını aç ve üçüncü soruyu çöz” dediğinde sadece “çöz” kelimesini duyup ne yapacağını bilememek, aslında beynin değil kulağın yardıma ihtiyacı olduğunun en somut akademik kanıtlarıdır.
Gözlemlenen Okul Çağında İşitme Kaybı Belirtileri Hangi Temel Sağlık Sorunlarından Kaynaklanır?
Çocukluk çağında eğitim yıllarına denk gelen dönemde ortaya çıkan sorunların kökenleri, yetişkinlerde veya yeni doğanlarda görülen sebeplerden oldukça farklı bir yelpazeye yayılır. Bu yaş grubunda sorunlar genellikle sonradan gelişen çevresel etkenlere, geçirilmiş enfeksiyonlara veya anatomik değişimlere bağlı olarak şekillenir. Sorunun kaynağının doğru tespit edilmesi, uygulanacak olan tıbbi veya teknolojik çözümün niteliğini de doğrudan belirler.
Klinik olarak karşılaştığımız ana sebepler şunlardır:
- Orta kulak sıvıları
- Geniz eti büyümesi
- Sık tekrarlayan enfeksiyonlar
- Yüksek gürültü maruziyeti
- Genetik faktörler
- Kulak zarı problemleri
- Kabakulak ve menenjit geçmişi
- Kafa travmaları
- İlaç yan etkileri
Bu yaş grubundaki çocukların eğitim hayatını felce uğratan en yaygın sorun, kulak zarının arkasında sinsi bir şekilde biriken ve orta kulak sıvısı olarak bilinen durumdur. Çocukların çok büyük bir kısmı ilkokul yıllarında en az bir kez bu durumu deneyimler. Orta kulak boşluğunun hava yerine yapışkan bir sıvıyla dolması, ses dalgalarının içeriye iletilmesini ciddi şekilde engeller. Bu durum çocuğa tam anlamıyla suyun altındaymış gibi boğuk duyma hissi yaşatır. Genellikle şiddetli bir ağrı veya ateş yapmadığı için aylarca fark edilmeden kalabilir. Bunun yanı sıra günümüzün en büyük tehlikesi olan teknolojik cihazların kontrolsüz kullanımı da iç kulaktaki hassas tüy hücrelerini geri dönüşümsüz olarak tahrip eden gürültü maruziyetine yol açmaktadır. Kulaklıkla yüksek sesle oyun oynamak veya müzik dinlemek, minyatür birer travma etkisi yaratarak hücreleri yavaş yavaş işlevsiz hale getirir.
Çocuğun Duyduğu Halde Anlamaması Okul Çağında İşitme Kaybı Belirtileri Kapsamında mı Değerlendirilir?
Bazen aileler son derece kafa karıştırıcı bir şikayetle başvururlar. Evde en ufak bir kağıt hışırtısını, başka bir odadaki fısıltıyı, hatta dışarıdan geçen bir kedinin sesini bile duyan, kulakları tabiri caizse radar gibi çalışan bir çocuğun, kendisine doğrudan bir şey söylendiğinde anlamadığını ifade ederler. Standart bir test yapıldığında çocuğun en kısık sesleri bile mükemmel bir şekilde duyduğu görülür. İşte tam bu noktada problemin fiziksel kulakta değil işitsel yolların beyindeki işlem merkezlerinde yaşandığı “merkezsel işlemleme bozukluğu” devreye girer.
Bu durum tam anlamıyla duyuyorum ama ne söylendiğini anlamıyorum halinin çocuklardaki karşılığıdır. Kulak, dışarıdaki ses dalgalarını kusursuz bir şekilde toplar, elektrik sinyallerine çevirir ve beyne gönderir. Ancak beynin işitme merkezi, gelen bu karmaşık sinyalleri doğru bir hızda ayrıştıramaz, sıralayamaz ve anlamlı bir dilsel formata dönüştüremez. Bu çocuklar sessiz bir ortamda mükemmel iletişim kurarken, ortamda ufak bir gürültü olduğunda kelimeleri birbirine karıştırmaya başlarlar. Birbirine benzeyen “tas” ve “kas” veya “bak” ve “pak” gibi kelimelerin ayrımını yapamazlar. Hızlı konuşan birini dinlerken cümlenin başını anlar ama sonunu kaçırırlar. Uzun ve ardışık talimatları hafızalarında tutamazlar. Bu tablo standart duyma testleriyle anlaşılamaz; ancak çocuğun beyin fonksiyonlarını değerlendiren çok daha özel test bataryaları ve dinleme egzersizleriyle tespit edilebilir.
Uzmanlar Tarafından Okul Çağında İşitme Kaybı Belirtileri Hangi Yöntemlerle Test Edilir?
Çocukları herhangi bir sağlık kontrolüne götürmek hem aileler hem de çocuklar için stresli bir deneyim olabilir. Ancak duyma fonksiyonlarını değerlendirmek için yapılan testlerin tamamı tamamen ağrısız, acısız, iğnesiz ve çocuklar için eğlenceli oyunlar şeklinde tasarlanmış prosedürlerdir. Bir çocuğun dışarıdaki bir sese nasıl tepki verdiğini ve kulağının mekanik olarak nasıl çalıştığını anlamak için adım adım ilerleyen bir klinik yol haritası izlenir.
İlk olarak kulak zarı ışıklı, küçük ve zararsız bir aletle incelenerek fiziksel bir tıkanıklık, kulak kiri veya kızarıklık olup olmadığı kontrol edilir. Ardından, orta kulağın durumunu anlamak için kulağın girişine yumuşak bir tıpa yerleştirilir. Bu test çocuğa sadece arabayla dağa çıkarken kulakta hissedilen o hafif basınç hissini yaşatır ve saniyeler içinde kulak zarının esnekliği hakkında bilgi verir. Asıl değerlendirme ise sessiz ve özel olarak yalıtılmış bir kabinde yapılır. Çocuğa rahat bir kulaklık takılır ve bir bilgisayar oyunu oynuyormuşçasına, gelen farklı incelik ve kalınlıktaki sesleri duyduğunda bir düğmeye basması veya elini kaldırması istenir. Bu süreç sadece bir ses duyma testi değildir; aynı zamanda çocuğa kelimeler söylenerek bu kelimeleri ne kadar net anladığı da ölçülür. Elde edilen veriler, problemin nerede olduğunu, hangi derecede olduğunu ve nasıl bir müdahale gerektirdiğini gösteren kesin bir harita sunar.
Kesinleşen Okul Çağında İşitme Kaybı Belirtileri Sonrasında Hangi Cihazlar Tercih Edilmelidir?
Testler sonucunda eğer tıbbi veya cerrahi müdahale ile düzeltilemeyecek kalıcı bir durum tespit edilirse, vakit kaybedilmeden sesin kalitesini artıracak teknolojik cihazların kullanımına geçilmelidir. Bu aşamada aileler genellikle dışarıdan hiç belli olmayan, estetik kaygılarla kulak kanalının içine tamamen saklanan minik cihazları talep ederler. Ancak çocuklarda uygulanması gereken standart protokol tamamen farklı dinamiklere dayanır.
Bu yaş grubundaki çocuklar için teknolojik açıdan en uygun, en güvenli ve en yüksek verim sağlayan modeller kulak arkası cihazlardır. Çocuğun bedeni gibi kulak kanalı da sürekli bir büyüme ve gelişim halindedir. Eğer kulak içine giren bir cihaz yapılırsa, çocuğun kulağı büyüdükçe bu cihaz küçük gelecek, düşecek veya sesi dışarı kaçıracaktır. Bu da sürekli yeni baştan cihaz yaptırmayı gerektirecektir. Oysa kulak arkası cihazlarda cihazın kendisi sabit kalırken, sadece kulağın içine giren ve maliyeti çok düşük olan yumuşak silikon kalıp birkaç ayda bir çocuğun yeni kulak ölçüsüne göre kolayca yenilenebilir. Ayrıca çocuklar gün içinde sürekli koşar, oyun oynar, terler ve düşerler. Kulak arkası modeller fiziksel darbelere, neme ve toza karşı çok daha dayanıklı bir zırha sahiptir. Gelişmiş mikrofon yapıları sayesinde de öğretmenin sesine odaklanıp sınıf gürültüsünü arka planda bırakma konusunda çok daha üstün bir sinyal işleme kapasitesi sunarlar. Cihaz ayarlanırken sadece bilgisayar verilerine güvenilmez; özel bir mikrofonla çocuğun kulak zarında oluşan ses gerçek zamanlı olarak ölçülerek en güvenli seviyeye getirilir.
Sınıf İçinde Görülen Okul Çağında İşitme Kaybı Belirtileri Hangi Yardımcı Sistemlerle Aşılabilir?
İşitme cihazları günümüzde mucizevi sayılabilecek kadar gelişmiş mini bilgisayarlardır ancak fizik kuralları gereği aşamadıkları engeller vardır. Bir ses kaynağından ne kadar uzaklaşırsanız ve araya ne kadar çok arka plan gürültüsü girerse, cihazın sesi temiz bir şekilde kulağa iletme performansı o kadar düşer. Kırk kişilik bir sınıf ortamı, ses dalgalarının birbirine girdiği, yankılandığı ve öğretmenin sesinin arka sıralara gidene kadar eriyip kaybolduğu oldukça zorlu bir arenadır.
Sınıf ortamında alınabilecek tedbirler şunlardır:
- FM sistemi kullanımı
- Ön sıra oturumu
- Yüz yüze iletişim
- Pencerelerde kalın perde kullanımı
- Sandalye ayaklarına keçe takılması
- Görsel destek materyalleri
- Akran bilgilendirme çalışmaları
- Tahtaya dönük konuşulmaması
Bu tedbirler arasında devrim niteliğinde olan teknoloji FM sistemleridir. Bu sistem, aradaki mesafeyi ve gürültüyü tamamen ortadan kaldıran kablosuz bir köprü görevi görür. Öğretmen boynuna küçük, şık bir mikrofon takar. Öğretmen sınıfın neresinde olursa olsun, arkasını dönüp tahtaya yazı yazsa bile, sesi doğrudan çocuğun cihazına kablosuz olarak iletilir. Bu teknoloji sayesinde çocuk öğretmeni tıpkı yirmi santimetre yanından kulağına fısıldıyormuş gibi net, pürüzsüz ve dış seslerden tamamen arındırılmış bir şekilde duyar. Bununla birlikte sınıftaki sandalyelerin ayaklarına takılacak basit keçeler veya kalın sınıf perdeleri, mekanın akustiğini yumuşatarak ortamdaki yankıyı emer ve öğrenme konforunu zirveye taşır. Çocuğun öğretmenin dudaklarını net görebileceği bir mesafede oturması ve arkadaşlarının da bu sürece destek olacak şekilde bilinçlendirilmesi, sorunun sosyal boyutunu da iyileştirir.
Aileler Okul Çağında İşitme Kaybı Belirtileri Doğrulandıktan Sonra Hangi Devlet Desteklerinden Yararlanabilir?
Çocukların eğitim hayatlarında geride kalmamaları ve sağlıklı bir gelişim göstermeleri sadece ailenin değil devletin de temel sorumluluk alanlarından biridir. Bu noktada sosyal güvenlik sistemi, maliyeti yüksek olan bu teknolojik çözümlere ulaşımı kolaylaştırmak adına oldukça kapsamlı ve korumacı destek mekanizmaları sunmaktadır. Ailelerin bu yasal hakları bilmesi, sürecin maddi yükünü büyük oranda hafifletecektir.
Sosyal güvenlik kurumunun yasal düzenlemelerine göre, gelişim çağındaki çocukların kullandığı cihazlar için devlet tarafından ödenen katkı payları, yetişkinlere kıyasla yaş gruplarına göre çok daha yüksek oranlarda belirlenmiştir. Bu durum çocukların en kaliteli teknolojiye ulaşmalarını sağlamak amacıyla özel olarak tasarlanmıştır. Kurum prensip olarak her beş yılda bir yeni bir cihaz alınmasını desteklemektedir. Ancak çocukların gelişimi hızlı olduğundan, eğer çocuğun duyma eşiklerinde beklenen süreden önce bir değişiklik olursa ve mevcut cihaz yetersiz gelmeye başlarsa, doktorlar tarafından hazırlanacak yeni bir kurul raporuyla bu beş yıllık süre beklenmeden cihaz yenileme hakkı doğmaktadır. Cihazın satın alınmasının yanı sıra cihazın çalışması için gereken ve sürekli tüketilen piller de kurum tarafından düzenli bir takvimle karşılanmaktadır. Bu desteklerden yararlanabilmek için tam teşekküllü devlet hastanelerinden veya üniversite hastanelerinden, yapılan test sonuçlarını detaylıca içeren ve ihtiyacı belgeleyen sağlık kurulu raporlarının çıkarılması yeterlidir.
Cihaz Kullanımı Sonrasında Okul Çağında İşitme Kaybı Belirtileri Tamamen Ortadan Kalkar Mı?
Teknolojik bir cihazın çocuğun kulağına yerleştirilmesi ve sesin açılması, bu uzun ve emek isteyen yolculuğun sonu değil sadece ve sadece başlangıç çizgisidir. Cihaz sesi dışarıdan alır, yükseltir ve sinirler aracılığıyla beyne gönderir. Ancak eğer beyin uzun süredir o sesleri duymaktan mahrum kaldıysa, gelen bu yeni uyaranlar ilk başta ona anlamsız bir gürültü yığını gibi gelecektir. Beynin bu sesleri harflere, harfleri kelimelere, kelimeleri ise anlama dönüştürmeyi yeniden öğrenmesi gerekir.
İşte bu noktada işitsel rehabilitasyon dediğimiz özel eğitim ve terapi süreçleri devreye girmektedir. Terapi seanslarında uzmanlar, çocuğa sıfırdan dinlemeyi öğretirler. Önce bir sesin var olup olmadığını fark etme, ardından iki farklı sesi birbirinden ayırt etme, sonrasında duyulan kelimeyi tanıma ve en nihayetinde cümlenin bağlamını kavrama basamakları adım adım, sabırla tırmanılır. Bu süreç sadece haftada birkaç saat alınan özel eğitimle sınırlı kalamaz. Ailelerin evde televizyonu kapatıp çocukla bol bol sohbet etmesi, okunan hikayelerle kelime dağarcığını zenginleştirmesi ve günlük yaşamın içindeki sesleri ona fark ettirmesi gerekir. Unutulmamalıdır ki erken fark edilen, doğru teknoloji ile desteklenen ve sevgi dolu bir eğitimle pekiştirilen hiçbir duyma sorunu, çocuğun hayallerine ulaşmasına engel olamaz.

1982 yılında Çanakkale’de doğan Odyolog Emel Uğur, işitme ve denge sağlığı alanındaki akademik ve klinik çalışmalarıyla Türkiye’de öne çıkan uzmanlardan biridir. Meslek hayatına İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde başlamış, burada 15 yıl boyunca pediatrik odyoloji, otolojik hastalıklar ve vestibüler sistem bozuklukları üzerine yoğunlaşmıştır. 2015 yılından bu yana Acıbadem Sağlık Grubu bünyesinde görev yapmakta, çalışmalarını Acıbadem Altunizade Hastanesi ve Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi çatısı altında sürdürmektedir.
İstanbul Aydın Üniversitesi Odyoloji Doktora Programı mezunu olan Odyolog Uğur, tezinde EEG ve sanal gerçeklik teknolojilerini kullanarak hareket hastalığının beyin haritalandırmasını incelemiştir. Akademik olarak Acıbadem Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Odyometri Programı Başkanı ve öğretim üyesi olarak görev yapmakta, odyoloji eğitimine ve bilimsel üretime önemli katkılar sunmaktadır.
Klinik ve bilimsel ilgi alanları arasında vestibüler rehabilitasyon, sanal gerçeklik tabanlı denge terapileri, pediatrik odyoloji, işitme kayıpları ve yaşlı bireylerde bilişsel-vestibüler işlevler yer almaktadır. Auris Nasus Larynx, Frontiers ve Journal of Audiology and Otology gibi uluslararası dergilerde yayımlanan makaleleri ve kitap bölümleriyle odyoloji alanında bilimsel gelişime yön veren isimlerden biridir.

İstanbul'daki Kliniğimizin Konumu